27 Mart 2017 Pazartesi
468x90 reklamlar alanı kodu
Yılların deneyimli gazetecisi İlhan Karaçay Hollanda’yı yazıyor
Yılların deneyimli gazetecisi İlhan Karaçay Hollanda’yı yazıyor

Gazeteci.yazar İlhan Karaçay,başta Belçika olmak üzere Hollanda ve diğer ülkelerde vatandaşımızı bilgilendirmiş,haberdar etmiş, vatan,bayrak,millet sevgisi test edilemeyeceklerdenimizdendir!..Bakın Hollanda olaylarını nasıl yorumlamış..
AL İŞTE VURDUMDUYMAZLIK TA ISRAR EDEN KARDEŞİM !

De Telegraaf gazetesi Rotterdam’daki olayı tam sayfa manşet olarak yayınladı.
Başlık ne biliyor musunuz?
Burada patron BİZİZ. ( Burada BİZİM sözümüz geçer.)
Kocaman fotoğrafta yerde yatan bir Türk, ve o Türk’ü cop ile döven bir Hollanda polisi.
Küçük fotoğraflarda ise Başbakan Rutte, ve üzerine çapraz konmuş bir Erdoğan.

Yerde yatan, görüşü ve inancı ne olursa olsun, demokratik hakkını kullanmaya çalışan bir dünya insanı.
Bu fotoğraf ve yazıyı tam sayfa koyan De Telegraaf gazetesinin bu tavrı her insanı üzmez mi?
Bu sayfa için yorum yaparken, ille de ‘Ama Erdoğan rejimi de şöyle, Türkler de böyle, Hollanda’ya ayak uydurun’ demek mi lazım?

En çok neye üzülüyorum biliyor musunuz?
Kendilerini Türk kabul etmeyenlerin eleştirilerine hiçbir sözüm yok.
Ama, benim siyasi görüşüme sahip oldukları halde, körü körüne Erdoğan aleyhtarlığı yapanlara üzülüyorum.

Yorumuma tepki gösterenlere kesinlikle kızmıyorum. Zira ben, 50 yıldır yaptığım gibi hep objektif olmayı yeğliyorum.
Geçmişe dönüp örnekler vererek yazımı uzatmak istemiyorum ama, bazı anlamayan kafalara zonk etmesi için yazacağım.

Ben Mersin’de doğdum. ‘Arap çocuğu’ derlerdi bana. Zira babam Suriye’den göç etmiş ve Türk tabiyetine geçmiş bir Arap kökenliydi.
Ben kendimi hep Türk kabul ettim ve Türk kaldım.
O zamanlar bizim Arapça konuşmamız yasaktı. Arapça konuşanlar karakola götürülürdü.
Müslümanlığın Alevi mezhebine sahip olanlar, dini vecibelerini yerine getirdikleri zaman da karakola götürülürlerdi.
Sonraları değişiklikler oldu. Yasaklar kalktı. Herkes istediği dili konuşur ve istediği ibadeti yapar oldu.

Şimdi aynı durumu Hollanda ile kıyaslayalım: Babam, salık ki Türkiye’ye göç edip Türk evlatlar yetiştirdiyse, ben de Hollanda’ya geldim ve Hollanda evlatları yetiştirmeye çalıştım.
Burada da dilime dinime engeller çıkarılmaya başlandı. Ama nedense, engeller hala devam ediyor. ‘Türkçe konuşmayın’ deniliyor. ‘Camiler kapansın’ deniyor.
Şimdi, benim evlatların kendilerini nasıl Hollandalı hissetsinler söyler misiniz?

Ben bu tartışmayı çok uzatırım. Her türlü ideolojik çarpıtmaya tahammülüm de var. Bunlara verilecek cevabım da var tabii…

Her şeye rağmen, bundan önceki yazılarımı da burada alta ekliyorum.
Kalın sağlıcakla….

NASIL BÖYLE VURDUMDUYMAZ OLABİLİYORUZ ???

Hollanda’da çok kötü bir haftasonu yaşadık.
Bir Bakan’ımız Hollanda polisi tarafından ‘rehine’ gibi tutuldu.
Manzarayı canlı yayınlarda izlerken kanım dondu.
Aslında kanıma dokundu bu manzara…
Konuyla ilgili uzun bir yorum yazdım.
Yorumuma olumlu ve olumsuz yanıtlar geldi.
Konuyu iç siyasete çevirenler ve Erdoğan rejimini beğenmeyenler, Hollanda’nin haklılığından söz etti ve bana da ‘Neden 50 yıldır Hoollanda’da duruyorsun?’ diye sordular.

Dün ailece bizim evde toplanmıştık.
Konu bizim grupta da tartışıldı. Çocuklarımdan ve yeğenlerimden bazıları, yumuşak bir dille de olsa Hollanda’nın haklılığından söz etti.
Uzun bir tartışmadan sonra oğlum Ruşen söz aldı.
Konuşmalar Hollandaca yapılıyordu.
Oğlum Ruşen, Türkiye’de yapılacak olan referandumda kesinlikle ‘HAYIR’ oyu verecek bir görüşe sahipti.
Ruşen’in Hollandaca konuşmasını şöyle tercüme edebilirim: ” Ben Hollandalı bir anne ve Türk bir babadan olmuşum. Hollanda’da doğdum. Büyürken de sık sık Türkiye’ye gittim ve geldim. Ana dilim Hollandaca. Türkçeyi de çok iyi biliyorum.
Hollandalı siyasetçiler şimdi bana sahip çıkmaya çalışıyorlar. ‘Türk değil Hollanda vatandaşımız’ demeye çalışıyorlar.
Ama ne var ki gerek özel yaşamımda ve gerekse iş yaşamımda kendimi hiçbir zaman Hollandalı hissetmedim. Daha doğrusu buradaki toplum bunu bana hissettirmedi.
Bu konuda anlatacağım çok şey var. Ama ben kısa kesiyorum.
Ben, burada kurulan DENK Partisi’ne oy vermeyi düşünmedim. Oy vereceğim Parti Demokrat66 partisidir.
Ama dün televizyonlarda gördüğüm manzara beni derinden yaraladı. Bir Türk Bakan’ın, hem de bir kadının, Hollanda polisi tarafından gördüğü işlem kanımı dondurdu. Çok üzüldüm ve kızdım. Bu nedenle, çarşamba günkü seçimde DENK partisine oy verme misillemesine gidebilirim. Türkiye’deki referanduma da da ‘EVET’ diyebilirim.
Son olaylar, Hollanda’da ırkçıların işine yaradı.
Türkiye’de de, acı da olsa Erdoğancılar’ın…”

İşte, Hollanda’da, Hollandalı bir anneden doğan oğlumun söyledikleri bunlardı.
Türkiye’de doğup, sonradan Hollanda’ya gelmiş olan ve gelişmeleri gözleri kapalı bir şekilde değerlendirip, sırf iç şiyasete yönelik yorum yapanlar için çok iyi bir ders olmalı bu.
Yani açıkçası: Hollanda’da, sırf Türk olduğu için hakarete uğrayan bir Bakan hanımefendiye saatlerce su bile verilmemesi karşısında kanımız donarken, sırf Erdoğan karşıtlığı gütmek için eleştiri yapmak vurdumduymazlıktan başka bir şey değildir.

Bu vesile ile daha önce yayınlamış olduğun eski yorumumu da alta ekliyorum.
Sevgi, saygı ve selamlarımla…

Daha önceki yazılarım:

NASIL BÖYLE VURDUMDUYMAZ OLABİLİYORUZ ???

Hollanda’da çok kötü bir haftasonu yaşadık.
Bir Bakan’ımız Hollanda polisi tarafından ‘rehine’ gibi tutuldu.
Manzarayı canlı yayınlarda izlerken kanım dondu.
Aslında kanıma dokundu bu manzara…
Konuyla ilgili uzun bir yorum yazdım.
Yorumuma olumlu ve olumsuz yanıtlar geldi.
Konuyu iç siyasete çevirenler ve Erdoğan rejimini beğenmeyenler, Hollanda’nin haklılığından söz etti ve bana da ‘Neden 50 yıldır Hoollanda’da duruyorsun?’ diye sordular.

Dün ailece bizim evde toplanmıştık.
Konu bizim grupta da tartışıldı. Çocuklarımdan ve yeğenlerimden bazıları, yumuşak bir dille de olsa Hollanda’nın haklılığından söz etti.
Uzun bir tartışmadan sonra oğlum Ruşen söz aldı.
Konuşmalar Hollandaca yapılıyordu.
Oğlum Ruşen, Türkiye’de yapılacak olan referandumda kesinlikle ‘HAYIR’ oyu verecek bir görüşe sahipti.
Ruşen’in Hollandaca konuşmasını şöyle tercüme edebilirim: ” Ben Hollandalı bir anne ve Türk bir babadan olmuşum. Hollanda’da doğdum. Büyürken de sık sık Türkiye’ye gittim ve geldim. Ana dilim Hollandaca. Türkçeyi de çok iyi biliyorum.
Hollandalı siyasetçiler şimdi bana sahip çıkmaya çalışıyorlar. ‘Türk deği Hollanda vatandaşımız’ demeye çalışıyorlar.
Ama ne var ki gerek özel yaşamımda ve gerekse iş yaşamımda kendimi hiçbir zaman Hollandalı hissetmedim. Daha doğrusu buradaki toplum bunu bana hissettirmedi.
Bu konuda anlatacağım çok şey var. Ama ben kısa kesiyorum.
Ben, burada kurulan DENK Partisi’ne oy vermeyi düşünmedim. Oy vereceğim Parti Demokrat 66 partisidir.
Ama dün televizyonlarda gördüğüm manzara beni derinden yaraladı. Bir Türk Bakan’ın, hem de bir kadının, Hollanda polisi tarafından gördüğü işlem kanımı dondurdu. Çok üzüldüm ve kızdım. Bu nedenle, çarşamba günkü seçimde DENK partisine oy verme misillemesine gidebilirim. Türkiye’deki referanduma da da ‘EVET’ diyebilirim.
Son olaylar, Hollanda’da ırkçıların işine yaradı.
Türkiye’de de, acı da olsa Erdoğancılar’ın…”

İşte, Hollanda’da, Hollandalı bir anneden doğan oğlumun söyledikleri bunlardı.
Türkiye’de doğup, sonradan Hollanda’ya gelmiş olan ve gelişmeleri gözleri kapalı bir şekilde değerlendirip, sırf iç şiyasete yönelik yorum yapanlar için çok iyi bir ders olmalı bu.
Yani açıkçası: Hollanda’da, sırf Türk olduğu için hakarete uğrayan bir Bakan hanımefendiye saatlerce su bile verilmemesi karşısında kanımız donarken, sırf Erdoğan karşıtlığı gütmek için eleştiri yapmak vurdumduymazlıktan başka bir şey değildir.

Bu vesile ile daha önce yayınlamış olduğun eski yorumumu da alta ekliyorum.
Sevgi, saygı ve selamlarımla…

İlhan KARAÇAY yazıyor..

Bu haber 152 defa okundu