23 Haziran 2017 Cuma
468x90 reklamlar alanı kodu
Türk’ün dostu, Türk mü?
Türk’ün dostu, Türk mü?

Sevgili Okurlar,
Bu pazar günü, sizlerle birazda ‘Avrupa Türklerini’ konuşmak istiyorum.. Hani bir çoğumuzun ‘gurbetçi’, bir çoğumuzun ‘Alamancı’ bir çoğumuzun ‘Gavurcu’ dediği yakınlarımızın, dostlarımızın, arkadaşlarımızın yaşadığı Avrupa ve diğer ülkelerde yaşayan Türklerden söz etmek, umarım sizleri sıkmaz..
Birçok yazımda belirttiğim gibi Avrupa Türkleri, Türkiye’nin ayrılmaz bir parçası.. Aradan yıllar geçmesine rağmen, bu birliktelikten, bu sevgiden zerre kadar bir ayrılık, gayrılık yok! Sadece algılar, sadece uzakta olmanın verdiği, ‘uzakta olan, gözden de ırak olur’ anlayışının egemen olduğu, bir durum söz konusu..
Değişen dünya ile Avrupalı Türklerde değişti..
Bir habbe ekmek parası için gittikleri ülkelerde, giydikleri siyah takım elbise, beyaz gömlekler yerini, yeni kostümlere bıraktı..
Gramofon, radyo, teyp, CD’ler artık yerini dijital dünya ürünlerine terk etti.. Her bir Avrupalı Türk vatandaşlarımızın sahip olduğu, birbirinden lüks otomobiller, gerçekten göz kamaştırır oldu..
Türkiye’de birbirinden farklı apartmanlar dikenler, birçok daire ve arsa satın alanlar, hatta Türkiye’de iş yapanların sayısı da az değil..
Hani siyasilerimiz derler ya,’ nereden, nereye?’
Batık gurbetçilerde yok değil hani!

***
Bakınız, benim yaşadığım ülke Belçika’da, 230 Bini aşkın Türk vatandaşı yaşıyor.. Başta Afyonkarahisar olmak üzere, Konya, Eskişehir, Kayseri, Karaman, Trabzon, Sakarya ve diğer illerden insanlarımız, ülkenin farklı bölgelerinde, yeni bir hayatı benimsediler..
1963’lü Yıllardan itibaren Belçika’ya gelenlerin sayısı gittikçe artıyor. Son verilere göre, on yılda Türkiye’den Belçika’ya 36 bin 800 Türk vatandaşı göç etti.
Bir kere daha söylüyorum, Türkiye’den son on yılda Belçika’ya, tam 36 Bin Türk vatandaşı göç etti..
Başta, ‘evlilik, aile birleşimi, iş kurma, öğrenci, memuriyet ..’dolayısıyla Belçika’ya gelip yerleşenlerden maada, kaçak olarak gelenlerde söz konusu..
Bir şekilde Belçika’ya gelen ve iltica edenlerden de burada söz etmeliyiz..
Belçika’nın durumu, diğer Avrupa ülkelerinden çok iyi değil.. Ülkede  başli bir koalisyon hükümeti var. Hükümet ekonomik önlemler yanında, ülkeye gelen yabancılar konusunda da sert tedbirler almaya devam ediyor..
Son iki yılda,Belçika’dan sınırdışı edilenlerin sayısı da 12 bini buluyor.. Bu dilim içinde AB ülke vatandaşlarının çoğunluğu dikkat çekici..
Hani Türkiye’de siyaseten ‘koalisyonlardan’ şikayet edenler, Belçika’da yok.. Öyle hükümet kurulmuş, kurulmamış kimsenin umurunda bile değil.. Hatta bir defasında, 540 gün hükümet kurulamadı.. Hükümetin kurulamaması hiç ülke gündemini meşgul etmedi..
Neden mi?
Güçlü bölge ve yerel yönetimler ile yerleşik bürokrasi, bu açığı öne öne çıkarmadı..
Yani ‘Monarşi’ ile yönetilen Belçika’da, Federatif yapı içinde hep iktidarda koalisyon hükümetleri, icranın başında yer alıyor..
türkiye’de ise beceriksiz siyasetçiler,uzlaşma kültürünü keşfetmediklerinden bu ‘koalisyon’ hükümetlerini öcü ilan etmişlerdir..
Sevsinler siyasetlerinizi ve siyasetcilerinizi..
Beceriksizler ne olacak?
Ülkenin geldiği duruma bakınız!
Geçelim:
Öyle Türkiye’deki gibi siyasiler, burada, ‘mız, mız’ ağlamıyor.. Hele Şevki Yılmaz gibi gözyaşı dökenler,Okyanus ötesine övgüler düzenlerde yok! ‘Askerlik’ yan gelip yatma yeri değil’ diyen ise hele hiç yok!
Sevgi, saygı, siyasi ahlak temelinde yarış sürüyor..
Ayrıca ‘sistem- mistem’ tartışmasını ağzına alan yok! Ara, sıra ‘Flaman-Walon’ kavgası gündeme gelse bile, tam yumrukların sıkıldığı anlarda, bu sorunu buzdolabına kaldırmayı biliyorlar..
Siyasiler, halka da kendi doğrularını dayatmıyor!..
Parti tüzük ve programları neyse o!
Yani buralarda ‘ ben bilirim.. Ben yaparım’ anlayışı yerine, yerleşik siyasi anlayışlar egemen..
Hemen söyleyelim ki, Belçika’da ‘Monarşi’(*) idari sistemi içinde, ‘Kraliyet Ailesi’ sembollük olarak, ‘Yasama, Yürütme, Yargı’ üçlemi içinde yer alıyor..
Sonuçta buralarda sözü,  yine siyasiler söylüyor..
Ülkede bu sistem içinde, güçlü bir denetim var..
Az bir ‘şaibe’ altında olan siyasinin yaptığı ilk iş, istifa edip, adli mercilerin vereceği kararı beklemek oluyor..
Kısacası öyle ‘Cukkayı’ götürmek zor..
Götürenlerde var,ama adalet onlar için de gerekeni yapıyor!
Öyle imtiyazlı aile,siyasetçi, kişilik yok..
Brüksel’de hakimler var!
Bu yapı içinde, elbette Belçika’da yaşayan Türklerde yerini aldı..
Bugün Federal Parlamento’da; 4 Türk kökenli milletvekili görev yapıyor.. Emir Kır, Özlem Özen(PS), Fatma Pehlivan(SP:A), Veli Yüksel(CD&V) ve Zuhal Demir’in(N-VA) yanı sıra Brüksel Parlamentosu’nda Emin Özkara, Hasan Koyuncu, Şevket Temiz( PS), Mahinur Özdemir (Bağımsız) ve Flaman Parlamentosu’nda da Güler Turan(PS.A) görev yapıyor.
Yerel yönetimlerde ise, Brüksel Saint-Josse Belediye Başkanı Emir Kır(PS) dışında çeşitli belediyelerde 13 Belediye başkan yardımcısı, 92 belediye meclis üyesi seçim yarışını kazandı..
Anlatmak istediğim, Türkler, dünden bu yana, her alanda artık kendilerini göstermeye başladılar..
İşçilikten, iş adamlığına yükselen, bürokraside görev alan, siyasette adını duyuranlar kadar, üniversitelerde öğretim üyesi olan aydınlarımız var.
Öyle,Türkiye’den gelip,buralarda ahkam kesen,’ Siyasete girin,iş adamı olun,turizim mevsiminde komşunuzu da alın, gelin’ dayatmasında olan ise heç yok!
Üzülerek ifade edeyim ki, sivil örgütleri ile kurumsallaşmış bir durumda olan Avrupalı Türkler, son 16 yılda gittikçe, ayrıştı, kutuplaştı ve birbirine uzak durmaya özen gösteren bir yapıya büründü!
Eskiden ‘milli’ konular söz konusu olduğunda, bayrağı alıp yürüyüşe katılanlar, bugün artık kılını bile kıpırdatmıyor!?
‘İktidar yanlıları yürüsün’ anlayışı dillerde dolaşıyor!.
Bir örnek verecek olursam, son Hocalı Katliamı’nın 25.Yıldönümü için, Brüksel’deki AB Vadisi’nde toplandık.. İnanın 20 kişi zor bir araya geldik. Türkiye, Azerbaycan, KKTC ve Türk cumhuriyetlerinin bayraklarının taşındığı bu anma ve protesto mitingine katılan eski Belçika Türk Federasyonu Başkanı Kenan Dağgün, Azerbaycan Devlet Temsilcisi Gafar Aliyev’e bir dosya sunarak, geçmişte Azerbaycan için yapılanları anlattı. 6 Şubat 1992 tarihinde Bakü Katliamı sonrası, Brüksel’de gerçekleştirilen ve büyük bir kalabalığın katıldığı mitingi,birlikteliği,milli duyguları bugünlere taşıdı.. Gözlerim yaşardı.. Belçika’da yaşayan Türklerin, son 33 yılına tanıklık eden bir gazeteci olarak, toplumumuzun bu kadar ayrıştığına, tanıklık etmemiştim!..
Bunun elbette çeşitli nedenler var:
Bir kere siyasi, dini, bölgesel ayrılıkların, bu ayrışma ve kutuplaşmada büyük etkisi görülüyor.. Eskiden ‘devletine bağlılık’ diye bir esas vardı..
Şimdi bunun yerine ‘partici, partizan, ayrıştırıcı’ bir anlayış geldi. Buna dini ve bölgesel ayrılıkları da eklediğinizde, durumu daha iyi anlamak mümkün..
Durum böyle olunca, başta Almanya olmak üzere, diğer ülkelerde harekete geçti.. Başta Diyanet kurumları hedef alındı..
İmamlara mercek tutuldu ve ‘ajanlıkla’ suçlanır oldular..
Buna ‘FETO’cu avı’ da eklenince, işin boyutu daha da karardı..
Türkiye’deki siyasi hesaplaşmalar ise, bu işin tuzu, biberi oldu!..
Türkiye’de iktidarı hedefe koyan ülkeler, bu bağlamda, kendi ülkelerinde yaşayanların faaliyetlerini degündeme taşıdı..
Var- olan ‘İslamofobi’ olaylarına şimdi ‘Türkofobi’ ve ‘Erdoğanofobi’ karalamaları da eklendi!..
Şu an, başta Almanya olmak üzere, Hollanda, Avusturya ve Belçika’da, Türkiye karşıtlığı, Türkleri gelecek endişesi içine soktu..
İşte bu noktada, Türkiye bir başka hamle yaparak, politikalarını, kendi insanının geleceği açısından değiştirmeli..
‘Devlet ve parti’ kavramları, tekrar ayrı, ayrı değerlendirmeli..
Dini kurumlar, ‘büyükelçilikler, başkonsolosluklar’, bir partinin merkezi olarak değil, bir ülkenin temsilcilikleri olarak görülmeli..
Eski yerleşik anlayışlara şiddetler geri dönülmeli..
Devlet başka, icracı hükümet başka anlayışı öne alınmalı..
Kendilerini, partili yerine koyan, böyle hareket eden ve sürekli Ankara ile temasta olan, olmadık şekilde insanımızı karalayanlara, meydan verilmemelidir..
Hele de yurtdışındaki temsilciliklere, partici zihniyetin mensupları tayin edilmemeli ve buralara gerçekten vatanını, ülkesini, insanını seven, liyakat sahibi insanlar görevlendirilmelidir..
Türkiye’nin yurt dışındaki temsilciliklerinde görev alanlar, insanımızı, vatandaş olarak görmeli ve buralarda partici zihniyetten uzak, herkesi kucaklayan ve her ülke ile iyi ilişkiler temelinde politikaları benimseyen anlayışlara hizmet etmelidirler..
Maalesef bazı bürokratlar,partici ve partizan açıklamalara imza atabiliyor!
İktidarın 16. Yılında, Yurt dışında yerle bir edilen  ‘Türk imajı’ yeni tesis edilmelidir.
Bazı yandaş ve şak-şakcıların söylediği gibi değildir durum..
Bunun için söylemlerimiz, hareketlerimiz ve verilen mesajların önemi çok büyük..
Öyle bir kalem de ‘Avrupa bizi almazsa, almaz’ diyerek işin içinden çıkamazsınız!?
Hele de, Avrupa’da yaşayan ve ahkam kesen cahiller ordusunun dillendirdiği,‘Türk’ün dostu,Türk’ söylemleri gerçeği yansıtmıyor..
Avrupa’nın bir parçası olan Türkiye’nin çıkarları Avrupa’dadır.. Bir çırpıda Avrupa’yı fırlatıp atmak, bir çırpıda AB üyelik müzakerelerinden feragat etmek, Türkiye’ye ve Avrupalı Türklere bir şey kazandırmaz..
Bakınız, ‘Neo Osmanlı’ söylemleri, ‘AB bizi almazsa, almasın, bizde Maastricht kriterlerini, Ankara kriterleri yapar, yolumuza devam ederiz’ söylemleri de unutuldu..
Artık, Avrupa devletleri, Avrupa Türklerini, Türkiye’deki iktidar üzerinden değerlendirerek, ‘uyumsuz’ göstermeye başladı..
Bu ‘uyumsuzluğun’ faturasını da Türkiye’ye kesmeye kalkan ülkeler sıraya girdiler..
İşte Avrupa Parlamentosu’nun aldığı, ‘Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin askıya alınması’ kararı, Belçika Parlamentosun’da da oylandı..
Üzülerek  ifade edelim ki, Federal Parlamentoda yer alan Veli Yüksel(CD&V), Özlem Özen(PS), Meryem Almacı( Groen) ile Kürt kökenli Zuhal Demir(N-VA), ‘Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerinin dondurulması’ yolunda oy kullandılar..
Şimdi, bu kararları ‘yok’ hükmünde gören yetkililerimiz var..
Yine Avrupa Parlamentosu’nda alınan ve diğer ülke parlamentolarında da gündeme gelen ‘sözde Ermeni Soykırım’  kararları, Avrupa’daki insanımızı ne kadar rahatsız ettiğini söylememe gerek var mı?
Demem o ki, Avrupa’da yaşayan 6 Milyon Türk vatandaşı, 3 Milyon Suriyeli değildir..
Lütfen herkes, ama herkes sorumluluğunun bilincinde olsun!
Nasırlı eller ile  Cumhuriyet kazanımları ve diğer dost ilişkilerle elde ettiğimiz bu dostlukları, bir daha kurmamız, geliştirmemiz zor olabilir!..
Maalesef, bir kesimin seslendirdiği gibi, bu işler ‘Türk’ün dostu, Türk’ diyerek bitmiyor!
Bakınız, sadece Erasmus projeleri için Avrupa’ya çıkacak öğrencilerimize bile AB ülkeleri vize vermekte zorluk çıkarmaya başladı..
Hani derler ya, ‘ Perşembenin gelişi,Çarşamba’dan belli olur!’
Gelişmeler,hiç de hayra alamet gelişmeler değil..
Lütfen, Avrupa’da olup bitenleri iyi anlayalım!
Zira son gelişmeler, hayra alamet değil..
Hatırlatmak isterim…
Yusuf Cinal yazıyor/26 Şubat 2017 Brüksel

 

Bu haber 99 defa okundu