13 Aralık 2017 Çarsamba
468x90 reklamlar alanı kodu
Türkiye-Avrupa Birliği Antlaşmasına, Avrupa’dan Bakış..
Türkiye-Avrupa Birliği Antlaşmasına, Avrupa’dan Bakış..

Bilindiği gibi 17 -18 Mart tarihlerinde Brüksel’de yapılan  AB Konseyi ve onu izleyen AB – Türkiye toplantıları sonunda bir anlaşmaya varıldı.  Bu anlaşmayı T. C Hükümeti “Tarihi bir anlaşma” olarak nitelerken, Avrupa ülkeleri yöneticilerinin çoğunluğu bu anlaşmanın Türkiye – AB ilişkilerinde  “çok önemli bir aşama” olduğunu söylediler.

Belirtilen yaklaşımlar bu anlaşmanın bir zemin oluşturduğunu ortaya koyuyor. Ayrıca Türkiye – AB ilişkilerinin her iki tarafın ortak çıkarlarına ve AB’nin kanun ile kurallarına uygun bir şekilde gelişip sonuçlandırılmasının daha çok zaman alacağını belirliyor.

Türkiye açısından varılması gereken en son hedef Türkiye’nin tam AB üyeliği.
AB açısından ise son hedef belirli değil, sadece ara hedefler söz konusu.
Bu ara ve aşamalı hedefler  Türkiyenin insan haklarına bağlı ve saygılı, Avrupa değerlerini benimseyip uygulayan ve AB kanunları ile kurallarını kabul edip tatbikata alan bir ülke olması.

Son Türkiye – AB Anlaşmasında yer alan en önemli noktalar şunlar :

  • Türkiye üzerinden Avrupa’ya yönelen (mülteci) sığınmacı akınının kısıtlanması ve yönlendirilmesi,
  • Türk vatandaşlarına Avrupa Birliği (AB) ülkelerine yapacakları seyahatlerde vize serbestisi tanınması,
  • 3 +3 Euro = 6 milyar Euro kadarlık bir yardım fonunun bölüm bölüm, yani  tedrici biçimde  Türkiye’ye verilmesi.  Adı geçen ‘Mültecilere Türkiye’de Yardım Fonu’nun Türkiye tarafından kullanımının denetlenmesi ve değerlendirilmesi,
  • Türkiye’nin ‘AB müktesabatına (Acquis communautaire) uyum programı’ çerçevesinde müzakereye açılması gereken fasılların harekete geçirilmesine hız verilmesi.

Bunlara ek diğer konular da mevcuttur.

Avrupa kamu oyu açısından göçmen ve mültecilerin Türkiye’ de tutulması ve Avrupa’ya akmamaları önem taşıyor ve yararlı. Bu şekilde kentlerinin güvenliğinin, iş ve istihdam olanaklarının artmasının sağlanacağı kanısındalar. Buna ek olarak, AB’nin aynı konudaki daha kapsamlı kazancı, mültecileri Türkiye’de tutarak hem potansiyel teröristleri önlemek, hem de ulusal sosyal  güvenlik sistemleri ile AB sosyal politikalarını zorlayıp onlara ek yük vermemektir. Diğer bir kazanç ise, mülteci seçimini AB merci ve hükümetlerine bırakıp, Türk makamlarının katkısı olmadan istemedikleri göçmen veya sığınmacıları Türkiye’ye geri gönderme imkanına sahip olmaktır.

Vize serbestisi hiç değilse psikolojik anlamda,Türkiye için kazançlı bir nokta. Ancak Schengen bölgesine girince Türkiye , şimdiye kadar olduğu gibi sınır kapılarında AB dışı ülke vatandaşlarına giriş vizesi veremeyecek. Bu husus iş ve turizm sektörlerine zarar verebilecek bir durumdur. AB açısından  ise vize serbestliği minimal bir formalite  olup her an değiştirilebilir, sınırlı ve fazla önem taşımayan  bir kar / zarar dengesi söz konusudur. AB kamu oyu bazen  Türklerin akın akın AB ülkelerine koşacağını düşünmekte ise de  aynı kamu oyu temelde oldukça bölünmüş durumdadır.

Sol ve ortanın solundaki siyasal eğilimleri taşıyanlar şimdilik geçerlik taşıyan göç ve iltica konusunda daha toleranslı bir tutum içindedir. Sağ ve ortanın sağında yer alan politik sempatizanlar ise daha sert, olumsuz ve sınırlayıcı bir tutum benimsemiş durumdalar. AB’nin göçmen krizi Avrupa’nın doğu-batı ekseninde olduğu kadar kuzey-güney ekseninde de bölünmeler  yaratmakta.

Ayrıca, Avrupa’nın geleneksel ve önemli Hiristiyan Demokrat, Sosyal Demokrat , Liberal veya Radikaller gibi    politik aileleri  de AB – Türkiye ilişkilerini etkileyen hususlarda bazen hem fikir, bazen ise fikir ayrılığı içindeler. Bu bölünme her ne kadar ulusal ve bölgesel sınırları aşma yönünde gelişmekte ise de, Avrupa Parlamentosu bünyesinde anlamlı  nitelik taşıması gereken   Pan-Avrupa politikaları   henüz ortaya çıkmamıştır. Bütün bunlara ek olarak neo faşizm gibi aşırı hareketler ile popülist politik yaklaşım ve eylemler de hızlanmaktadır. Bu tür gelişmelerin Türkiye-AB ilişiklerini de etkilemesini beklemek anlamlı olacaktır.
AB tarafından Türkiye’ye belirli koşullar altında  ve sıkı bir denetim ile verilecek 6 milyar Euroluk fon Avrupa için yararlıdır. Çünkü bu meblağ AB’nin communautaire ve ulusal mülteci ve göçmenler politikalarını uygulaması durumunda harcaması gereken fonlardan daha azdır. Aynı konuda Türkiye eğer bu yardımı optimum bir sekilde kullanırsa ve kalıcı alt yapı ile kalıcı mekanizmalar  kurabilirse kazançlı bile çıkabilir. İnşaa edilmiş kampları ileride sosyal konuta dönüştürme,  alt yapı onarımlarını devamlı yapıp ve yatırımlarını muhafaza edip uzun vadede  kullanma , vs gibi.

Ancak şunu da belirtmekte yarar vardır: Bazı politik ve iletişime bağlı AB çevrelerinde son Türkiye – AB görüşmeleri ‘Kapalı Çarşı Pazarlığı’ diye de nitelendirildi.

Yeni fasılların açılması konusuna gelince : Türkiye’nin, AB müktesabatına uyum programında toplam 35 fasıl yer alıyor. Türkiye’nin tam AB üyesi olabilmesi için her türlü ekonomik, sosyal, kanuni, vs, vs  mevzuatlarının AB ülkelerinin kabul ettiği AB müktesabatı ile uyumlaştırması gerekmektedir. Bu uyum 2006 yılından beri devam eden bir süreçtir ve 2006 da başlayan müzakereler sonunda şimdiye kadar  15 fasıl açılmıştır ve sadece bir fasıl müzareke pozisyonundadır.  Yeni Türkiye – AB anlaşması bu sürecin hızlandırılmasını karara bağlamıştır.

Vize konusunda ise adı geçen anlaşmanın uygulanması için AB Konseyi’nin Türkiye’ye verdiği  72 maddelik bir ‘yapılacaklar listesi’nde yer alan hususların tümünün Türkiye tarafından tam olarak tatbik edilmesi gerekmektedir. Bu 72 beklenti veya  koşullar yeni T.C pasaportlarından,  yeni göç politikalarına ve yeni yasaların kabulüne kadar uzanıyor. Diğer koşullar arasında göç ve sınır yönetimi, kamu düzeni – güvenliği ve temel haklar da yer almakta. Bu güne kadar adı geçen 72 kriterden 40 tanesi yerine getirilmiştir. Bu sayıya 6 yeni yasanın kabul edilmiş olması da dahildir.  Geri kalan 32 koşulun ( 5 yeni yasa dahil) Türkiye tarafından  4 Mayıs tarihine kadar yerine getirilmesi gerekmektedir. O tarihte Avrupa Konseyi uygulama durumunu değerlendirip son karara varacaktır.

Söz konusu ettiğimiz Anlaşmanın Türkiye ve AB yönünden ne tür bir yarar veya zarar getireceğini kesinlikle ve anlamlı olarak irdelemek bu gün için oldukça zordur.  Sadece genel bir değer yargılaması yapılabilir. Daha ayrıntılı bir fayda / zarar analizi yapmak için gerekli veriler de esasen tam olarak mevcut değildir.

Diğer çok önemli bir husus mültecilerin kayıt , ayırım, değişim ve sevk  işlemlerinin nasıl yapılacağı meçhuldur. Özellikle Yunan Adalarındaki olanaklar, ekipmanlar ve personel yetersiz olup, tüm işlemlerin ne kadar zaman alacağı belirsizdir, dar boğazların aşılması uzun zaman alacaktır. Yunanistandaki sığınmacı belirsizliği devam etmektedir. Dolayısı ile AB anlaşmalarının tam olarak  yürütülmesi  her açıdan problematiktir.

Son haftalarda önce Ankara’yı sonra Brüksel’i kana bulayan çağ ve insanlık dışı terörizm karşısında Türkiye’nin aldığı önlemlerin AB ile yakın işbirliği ve anlayışı içinde yürütülmesi de gittikçe önem kazanmaktadır.

Görüldüğü gibi son Türkiye – AB Anlaşması uzun vadeli yaklaşımları beraberinde getiren  bir aşamadır. Bu aşamayı şimdilik  Türkiye – AB ilişkileri bünyesinde yeni bir etap olarak değerlendirmek gerekir.

Türkiye 1949 yılında kurulan NATO’ya, Kore Savaşına (1950-1953)  katılıp 721 şehit, 175 kayıp, 2147 yaralı vererek 1952 yılında girdi. Bakalım hangi fedakarlıklarla AB’ye
girecek ?

Dr. Tunay Akoğlu yazıyor..

 

 

 

 

 

 

 

Bu haber 38 defa okundu