20 Kasım 2017 Pazartesi
468x90 reklamlar alanı kodu
Sizi bilmem amma?
Sizi bilmem amma?

Sevgili okurlar,
Bir Bayrama daha erişmenin mutluluğu ve hazzı içinde Bayramınızı kutlar, esenlikler dileriz..
Bizim nesil ‘bayramları’ iki şekilde öğrendi:
‘Dini bayramlar, milli bayramlar’ diye!..
Maalesef geldiğimiz noktada artık, bayramların bile birleştirici ruhu, sevindirici yanı kalmadı!..
Ülkemiz,  yeni bir anlayış dalgası ile farklı bir yere doğru sürükleniyor!.. Dijital dünyanın getirileri, insani değerlerin farklı algılanması, siyasi nedenler ve ayrışma, sınırların kalkması, ötekileştirme, yabancılaşma ve kültür erozyonu geleceğimizi gerçekten tehdit ediyor..
Artık, kimsenin, kimseye tahammülü yok!
Hoşgörü, tolerans, kardeşlik, aynı ülkü ve değerler, sevgi ve saygının terk edildiği günlerdeyiz!..
Trafikte, çarşıda, pazarda, yolda, izde çok dikkatli olmalıyız!
Kazara, birisi size omuz attı, çarptı, yol vermedi, sizinle yarışı tutuldu, aman Allah, maazallah, dünyanız kararabilir!?
Elbette yaşanılan gerçekler, bizlere bunları söyletiyor!..
Böyle olunca da; ‘insanlığın nereye gittiğini’ sorgulamadan edemiyoruz..
Dini değerler, milli hassasiyetlermiş, geç beyim!
Büyükmüş, küçükmüş, yaşlıymış, bayanmış, geç beyim!
Kimse burnundan kıl aldırmıyor!
Gelenekler, adetler, kültür birikimleri mi?
‘Onlarda ne’, türünden anlayışlar, artık toplumu bir yerlere sürüklüyor!?..
Müslümanlar için son derece kutsal günlerden biri olan cuma günü, Brüksel’de camideyim..
Din görevlisi, mutat konuşmasını yapıyor, namaz vakti bekleniyor..
Cemaatin elinde ise telefonlar..
Herkes farklı bir dünyada, güya ezan vaktini bekliyor..
Evet, en kutsal, en mahrem yerlerimize kadar cep telefonları girdi.. Hatta namaz anında bile, bir muhteremin cep telefonundan ‘ Ankara’nın bağları’ müzik nağmeleri, cami içine yankılanabiliyor!
İnanılır gibi değil!?

***
Sevgili okurlar,
Geçtiğimiz günlerde, çok yakınımız olan iki genci trafik kazasında kaybetmenin üzüntüsünü yaşadık..
Ama ne üzüntü?
Ailelerinin okutup, büyüttüğü,  diploma ve meslek sahibi  yaptığı iki genç, Adapazarı’ndan Akyazı’ya yol alıyor.. İki araç, her nedense  yolda kafa, kafaya çarpışıyor.. Yani birbirlerine yol verseler, bir şey olmayacak bir durum söz konusu.. Dikkatsizlik mi?
Tedbirsizlik mi?
Hani ‘kader anı’ dediğimiz bir an işte!
Kaderin tecellisi ya, söylenecek söz bulamıyorum..
Araçlardan biri, yan su dolu, çamur arka ters dönerek uçuyor..
İki genç, araç içinde hayatta kalma mücadelesi veriyor.. Çamur deryası içindeki, bir kurtuluş çabası bu!
Kazayı görenler olay yerine geliyor ama, aracın etrafında fır ve kös dönüyorlar!..
Yani, itfaiye ve  ambulans bekleniyor..
Demem o ki, orada birikenler, bu araca müdahale etmiyor,etmek akıllarından geçmiyor!..
Araç içinde olan iki genç, geç gelen itfaiye ve diğer yardım ekipleri tarafından araçtan çıkarılıyor ama, gençler için çok geçtir!
Genç hemşire Betül Baykal, olay yerinde hayatını kaybediyor!..
Eşi Mehmet Fatih Baykal ise, tam 17 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra, yaşama tutunamıyor!..
Ne acı bir durum!
Anlatmak istediğimi, şimdi daha anlayacaksınız!

***
Sevgili okurlar,
Akyazı İlçesi, Kuzuluk kasabasındaki havuz faciasını, bir şekilde öğrenmiş olmalısınız?
Bayram öncesi yaşanan bu acı facia, hafızalardan silinecek gibi değil..
Bir kere genç kurbanların ve havuz sahiplerine Yüce Mevla’dan rahmet, ailelerine başsağlığı dilerim..
Allah kimseyi acı ile sınamasın!
Memleketin her köşesinde, ‘şehit’ acıları yaşadığımız  şu günlerde, Kuzuluk havuz faciası unutulacak gibi değil..
Üç genç havuzda cereyana kapılmış çırpınıyor ve havuz sahipleri çekinmeden havuza atlayarak, onları kurtarmaya çalışıyor..
Hem de düşünmeden, tereddüt etmeden..
Böyle ölüme atlayanlarımız da var!
Öte yanda çamura batmış, boğulmakta olanları seyredenler!?
Ve şehit haberlerini kanıksamayanlar!
Nasıl bir toplum olduk, böyle?
Hani hatırladınız mı, kadının biri İstanbul Galata köprüsünden, daha birkaç günlük bebeğini denize fırlatıp atıyor..
Duruma şahit olan yağız bir delikanlı, denize atılan bebeğin ardından mavi sulara balıklama atlıyor!
Bizler böyle öğrendik, atadan, dededen, nineden…
Bunlar bizim hasletlerimiz, yetişme tarzlarımız.. Dini ve milli bayramların ulvi değerlerini bilen, anlayan, yaşayanlarımız..
Bayramlarda el öpmeler, ziyaretler, duada buluşmalar, bir lokmaya razı olmalar, büyükleri dinlemeler, küçüklere su önceliğini vermeler, yaşlılar için ayağa kalkmalar, küçükleri sevindirmeler, sadaka ve zekatta buluşmalar, paylaşmalar, acıyı bal eylemeler, arkadaşlıklar, komşuluklar, bir kahvenin kırk yıl hatırını bilmeler ile yer göstermeleri de mi kulak arkası eden bir toplum olduk!?
***
Sevgili okurlar,
Ne demek istediğimi anladınız mı?
Bizler ‘ Bir lokma, bir hırka’ anlayışı ile yetiştirildik..
Ama ya şimdi ki anlayışlar, duruşlar, kaş çatmalar, omuz atmalar, SMS göndermeler, sataşmalar..
Ey millet, iyiden iyiye ayrışıyoruz!..
Artık ağız tadı ile geçirdiğimiz bayramlar bile geride kaldı!…
İş, işten geçmeden uyanalım, bu gafletten!..
Binbir emekle, zahmetle, kanla, irfanla kurduğumuz bu ülke, bu vatanı da kaybetme tehlikesi ile karşı karşıyayız!..
Kahin değiliz ama, çevremizdeki olup, bitenler, bizlere bunları yazdırıyorsa, sizlerin de söyleyecekleriniz çoktur vallahi!?
Ne olur, ‘İri, diri, bir olalım’ sözleri, sözde olmasın!
Bari, bayramlarda buluşup, bayramlaşalım, küslükleri, kırgınlıkları, nemelazımcılıkları, adamsendecilikleri unutalım!
Siz bilirsiniz ama, gidiş iyi değil!
Ondan sonra mı?
Elbette, sela!
25 haziran 2017 Brüksel( www.yenisakarya.com)

****
Mavi gözleri..
Mavi gözleri, gelir aklıma..
Sonra, sarı saçları..
Duruşu, bakışı, heybeti ATA’nın..
Ay ışığında veda ettiği İstanbul..
Samsun günleri..
Havza’ya geçişi…
Seni bilmem ama,
Ülküsü, Türküsü gelir aklıma..
Tuna boylarında sevdaları..
Trablusgarp, Suriye cephesi..
Mavi gözleri, sözleri gelir aklıma..
Hani adına marşlar söylediğimiz ATA’mız gelir aklıma..
Sakarya’dan Afyonkarahisar’dan,Tınaz tepeden,
Ne güzel görünür başak taneleri, zeytinlikler..
Gelin, yine bir Türkiye sabahı..
Ezanlara kulak verip, omuz, omuza,
o türküyü birlikte söyleyelim;
Yaslı gittim,şen geldim,aç koynunu ben geldim..
Bana bir yudum su ver, çok uzak yerden geldim..
Mavi gözleri, sarı saçları gelir aklıma..
Sakarya boylarında sögüt ağaçları..
Çeşme başında köylü kızları..
Bir de sabahı edemediğimiz akşamları..
Mavi gözleri, sarı saçları…
Gelir aklıma ATA’nın..

Bu haber 98 defa okundu