18 Ocak 2018 Perşembe
468x90 reklamlar alanı kodu
‘Neder’ De Telegraf!’
‘Neder’ De Telegraf!’

Hollanda dilinde ‘Neder’, alçak anlamındadır.
Hollanda toprakları deniz seviyesinden aşağıda yani alçakta olduğu için Nederland adını almıştır.
Hollanda toprak olarak alçaktır ama, Hollanda halkı asla alçak değildir.
Doğruları ile yanlışları ile her ülkede çeşitli yapıya sahip insanlar vardır.
Hollanda’nın en büyük ve en etkili gazetesi De Telegraaf’tır.
Bu gazeteyi ben defalarca eleştirmiş ve hatta bazan da hakaret edercesine yermiştim.
Öyle ki, geçmiş günlerden birinde, DE Telegraaf’ın Genel Yayın Müdürü, aynı gazetede servis müdürlüğü yapan ve beni iyi tanıyan bir dostuma, ‘Bu Karaçay bizden ne istiyor, davet etsen de bir konuşsak’ demişti. O dostum beni aramıştı ve ben de o genel yayın müdürü ile buluşmuştum.
O sordu ben anlattım o zaman.
Haklı olduğumu kabul etti ve telaffi için benden teklif istedi.
‘Büyükelçimiz ile bir röportaj yapın’ demiştim.
İki gün sonra De Telegraaf gazetesinde Lahey büyükelçimiz ile yapılan çok olumlu bir röportaj tam sayfa (O zaman gazete büyük boyuttaydı) yayınlandı. Bu, De Telegraaf’ta hiç yapılmamış büyüklükte bir yayındı.
O günleri müteakip, Türkiye lehinde birkaç yazı daha yayınlandı ve aleyhte haberler kesilmişti. Ama aradan belli bir zaman geçtikten sonra, kim bilir belki de tiraj kaybından sonra, Türkiye aleyhtarlığı devam etti.
Ben de her defasında De Telegraaf’ı eleştiren yazılarıma devam ettim.
Bunların örneklerini vermeye kalkışırsam, ansiklopedi kalınlığında bir kitap olur.

Gelelim şimdi bugünkü Alçak De Telegraaf başlığıma.
Evet, De Telegraaf gazetesi Hollanda dilindeki ‘neder’ kelimesi ile özdeşleşmiştir.
Neden mi?
Sırf Türkiye aleyhtarlığı yapmak için, Türkiye’de yargılanan bir İŞİD teröristini savunacak kadar alçalmıştır.
8 Ocak 2018 tarihli De Telegraaf gazetesi, birinci sayfanın manşetinde, ‘Türkiye, İŞİD’linin babasına ülkeye sokmadı’ başlıklı bir anons ile, dördüncü sayfadaki habere işaret etti.
De Telegraaf’ın dördüncü sayfasındaki (Fotoğrafa bakınız) haberin üst başlığında,
‘Bir baba, Türkiye’de yargılanan oğlunun mahkemesinde bulunamıyor’ cümlesi yer alırken, büyük puntolu ana başlıkta ise, ‘O nede olsa benim çocuğum’ yazıyordu.

De Telegraaf gazetesinin Silvan Schoonhoven adlı muhabirinin kaleme aldığı haberde,
İŞİD’li terörist Reda Nidalha’nın, arkadaşları ile birlikte Suriye’ye kaçış öyküsü, okuyanı acındırıcı bir dil ile belirtimiş, baba Muhammed Nidalha’nın da, oğlunun İstanbul’daki mahkemeyi taki edmeyişinden de acıklı bir şekilde söz edilmiş.

Baba Nidalha’nın, terörist oğlunun İŞİD’den kaçıp Özgür Suriye Ordusu’na katıldığı iddialarını ve oğlunun pişmanlık duygularını, okuyucuyu aldatıcı bir şekilde dile getirilen haber, resmen ve alenen Türkiye’yi yermek maksadıyla yayınlanmıştır.

De Telegraaf Gazetesi’nin yapmakta olduğu bu bilinçi yayınlar kabul edilemez.
Evet, aclı bir babanın dramını anlatmak bir haber değeri taşır.
Ama böyle bir haberi verirken de Türkiye’yi eleştirir havasına girmek ve okuyucuyu aldatmak abes ile iştigaldır.

Avrupa ülkelerinde meydana gelen ve can alan terör eylemlerinden sonra, toplu bir şekilde ayağa kalkan Avrupa ülkelerinin, Türkiye’deki terörist saldırılar sonrasındaki, ‘Laf ola beri gele’ misali hareket etmeleri bizleri üzmektedir.

Avrupa’daki terörist eylemlerden sonra, bu ülkelerde yaşayan özellikle Müslümanları, ‘Tepki göstermiyorlar ve protesto etmiyorlar’ diye suçlayanlara sormak lazım: İnsanlık dışı katliamlar ile dünyanın nefretini kazanan İŞİD’e üye olmuş bir serserinin yaşamını acındırdırmak, babasının duygularını anlatırken de Türkiye’yi eleştirmek evla mıdır?
Sizin büyük gazeteleriniz bunu yaparsa, bizim terör eylemlerinden sonraki tutumumuzu yargılamanın bir anlamı var mıdır?

SUS, EY DE TELEGRAAF SUS !
İlhan Karaçay yazıyor

Bu haber 62 defa okundu