18 Ocak 2018 Perşembe
468x90 reklamlar alanı kodu
İçte ve dışta nereye gidiyoruz?
İçte ve dışta nereye gidiyoruz?

Sevgili okurlar,
Yeni bir yılın eşiğinde, yeni sorunlar ile tekrar boğuşmaya, uğraşmaya, daha doğrusu  çene çalmaya başladık!..
Özellikle Türkiye’de, her geçen gün gemi azıya alan, ‘kadına ve çocuklara yönelik şiddetin’ dozu gittikçe artıyor!
Maalesef,  AK Parti iktidarı tarafından kurulan ‘Aile Bakanlığı’ dertlere deva olmakta gecikiyor, hatta hiçbir şey yapamamanın çaresizliği içinde, dini kurumlardan yardım bekler durumda bir görüntü çiziyor!
Durum böyle olunca,’hak ve  hukuk ‘ kavramının tozlu raflara kaldırıldığı, adaleti fener ile değil, mum ışığı ile aradığımız şu günlerde olan, masum, korumasız kadın ve çocuklarımıza oluyor!..
İşte İstanbul Maltepe’de, babaları Ali Yardım’ın kurşuna dizdiği iki masum Elif Mina(4) ile Mira Hira’nın(2) günahı kimin üzerinedir?
Acılı anne, Dilek Yardım’ın feryatları beyaz camdan tüm dünyaya yayıldı..Böyle feryatlarını duymadığımız nice kadınımız var.. Peki, büyüklerin anlaşmazlıklarının, birbirine olan sevgisizliğin, saygısızlığın faturası, neden minik yavrulara ödetilir ki?
Demek ki, bir yerlerde yanlışlık, kokuşmuşluk var!
Bu tür aile dramları Sakarya’da da çok yaşanır! Bazen aile kavgası, bazen şiddetli geçimsizlik, bazen sınır kavgası, bazen miras anlaşmazlığı yüzünden birbirini boğazlayanların haberlerini hep beraber okur, bu duruma bir anlam veremeyiz!
Gerçekten ne oluyor?
Vatandaş, devletine, hukuk sistemine, adalet dağıtıcıya güvenmiyor ki, kendi hesabını kesmeye başladı!
Günlük tartışmalarda da bu durum çok öne çıkıyor!
Bir yan bakış, bir omuz dürtmesi, trafikte bir hatalı solama veya bir siyasi dokunuş, bir eleştiri içimizdeki ahlaksız canavarı harekete geçiriyor, etrafı kırıp geçiriyoruz!
Elbette bu durumun ailevi, toplumsal, kentsel, ülkesel açıklamaları var..Bakınız memlekette insanlar, yaşam mücadelesi verirken,bir habbe ekmek peşinde koşarken, Diyanet fetvası, toplumsal kırılmayı daha da hızlandırdı..
Neymiş, ‘din böyle emrediyor ‘diyerek,’ kızlar 9, erkek çocuklar 12 yaşında evlenebilir’ demenin alemi nedir?
İyi ki, aklı-selim düşünen ve dinimizin ‘aklı’ önde tuttuğu vurgusu ile Diyanet’ten tekrar bir açıklama yapıldı ve yüreklere su serpildi..Evlilik yaşı kızlarda 17, erkeklerde 18 olarak  ilan edildi..
Demek ki, toplumsal ahlak ve hafızamızı henüz kaybetmemişiz! Demek ki, bu toplum içinde hala sağduyu sahibi insanlar çoğunlukta ve yanlışa  ‘dur’ dediler..
Şu tartışmanın içeriğine bakar mısınız?
Anadolu’da hala ‘kadın’ kokusu bilmeyen milyonlarca genç mevcut  iken ve milyonlarca kızımız ‘evlilik’ hayalleri ile yanıp tutuşurken, sen kalk,’ kızlar 9, erkekler 12 yaşında evlenebilir’ fetvası ver ve bunu da yüce İslam Dini’ne daya!?
En önemlisi de Hükümet sözcüsü ve bu ülkede ‘Adalet Bakanı’ olarak görev yapmış Bekir Bozdağ efendi çıkıyor, Din böyle diyor’ diye ahkam kesiyor!
Milletin sağduyusu ve hafızası ile düpedüz alay ediyor efendi!?
Şu hale bakın ki, bu insanları seçen bizleriz!
Onlara vekaleti veren bizleriz!..
Yani, yine hatayı yapan bizleriz!
Başka neyi anlatayım ki?

FRANSA-TÜRKİYE
Sevgili okurlar,
Türkiye, Avrupa’da istenmeyen ülke olarak görülüyor!..
1963 Yılından beri kapısında beklediğimiz Avrupa Birliği(AB) içinde Türkiye’ye hala sıcak bakan ülke yok! Bunun nedenlerini aşağı yukarı hepimiz biliyoruz.. Ancak, Avrupa ile Türkiye arasındaki uçurum, son 15 Yılda iyice açıldı. Karşılıklı suçlamalar, açıklamalar sonrası ülke insanları da birbirinden nefret eder duruma geldi.. Bu hayra -alemet bir durum değil!..
Siyasilerin mutlaka çözüm bulması gereken sorunların başında,’ ülkelerarasındaki ikili ilişkilerin’ düzeltilmesi gelmelidir..
İşte bu açıdan, Türkiye ile Fransa’nın bu adımı çok önemlidir. Bir menfaat temelinde olsa da, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Fransa ziyareti, Avrupa ile atılacak yeni dostluk köprülerinin atılmasında, inşallah yeni adımları da beraberinde getirir..
Dostlukların pekiştirilmesinde, alış-verişin, yani ticaretin önemi yadsınamaz bir gerçektir. Ancak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısına, Fransa ziyaretinde başka konularda çıkartılmıştır. Bu tesadüfî bir durum değildir? O nedenle, Türkiye’nin şiddetle, acil olarak bir ‘diplomasi’ diline ihtiyacı vardır..
Siyaset, diplomasi dilinin önüne geçmemelidir! Geçerse, ülkelerarasındaki dostluklar pekiştirilemez, yeni dostane ilişkiler kurulamaz.. Bunun da zararını Türkiye ve Türk Milleti çeker!
Siyasiler, bireysel, duygusal çıkışlarda bulunamazlar! Siyasilerin, dış seyahatlerde, Türkiye Cumhuriyeti’ni, Türk Milleti’ni temsil ettikleri unutulmamalıdır..
Hatta bu çıkışlardan ‘siyasi nema’ devşirme yoluna ise asla gitmemelidirler..
Bu çıkışlar, bir süre taraftarlarınızı, sempatizanlarını, size biat edenleri mutlu edebilir, ama evvelemirde gelecekte, bu çıkışların, ülkeye, insanımıza büyük bedellere mal olacağı da hesaplanmalıdır..
Şimdi size sormazlar mı?
Fransa ile Türkiye buluştu..
Alış –verişlere imza atıldı..
Basına yansıyanlara göre, hep aldık?
Peki ne sattık, bilen var mı?
Kısacası, içte ve dışta sorunsallarımızı saymakla geçiyor günler!
Ah dertli başım ah, ‘aslı yok yaylasında, bin 500 koyunum var benim!…’

DİL VE DİPLOMASI?

Sevgili okurlar,
Büyüklerimizin sıkça tembihlediği bir söz vardır,’diplomat’gibi ol..Yani kırmadan, dökmeden, kızdırmadan konuş..Karşındaki verdiği cevabı kırk yıl düşünsün..Ne demek istediğini,inceden inceye anlasın..
Hele de ikili ilişkilerde..Ülkeler arası ilişkilerde..Uluslararası arenada,tüm dünyanın karşısında söylediklerin büyük anlam ifade etsin..O anlamın arkasında bir ülke,bir millet olduğu anlaşılsın..
Zamanın Cihan Pehlivanı Kurtdereli Mehmet’e zaferlerini sorarlar, O ‘da ,’ Benim arkamda Türk Milleti var’diyerek, zaferinin anlamını ortaya koyar..
Brüksel’e çok sayıda devlet adamı geldi..Bunlardan merhem liderlerimiz Süleyman Demirel, Turgut Özal, Erdal İnönü, Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Alpaslan Türkeş, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Yıldırım Akbulut ve Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyaretlerine yakın tanıklık etmiş bir gazeteci olarak birbirinden ilginç olaylara da şahit olmadık değil..
Brüksel Uluslararası Basın Merkezi(İPC) hıncahınç dolu..O zamanlar Brüksel’de büyük bir basın ordusu var..Türkiye’den AA,TRT yanında bütün gazetelerin temsilcileri mevcut.. DEP’li milletvekilleri yurt dışına kaçmışlar..PKK Brüksel’i adete başkent ilan etmiş..Bir yandan ROJ TV uydu yayınına başlamış..Brüksel’in köhne semtlerinde Kürt çocuklarına PKK’nın Türk karakol baskınları izlettiriliyor..Bir yandan da Brüksel’de Sürgünde Kürt Parlamentosu kuruluşu hazırlıkları var..Başbakan Turgut Özal,AB için üyelik başvurusu için Brüksel’de.. Ve basın toplantısı başlıyor..Salonda adım atılacak yer yok.. Cem Karaca(Özal affı ile geri döndü) bile Almanya’da sürgünde..
-Türkiye politikalarını yakından takip eden biri ayağa kalkıyor,İngilizce olarak Başbakan Turgut Özal’a bir soru yöneltiyor..Ancak soru değil,a dam Türkiye’yi resmen eleştiriyor, karalıyor..İnsan hakları, cezaevi, halkların özgürlüğü vs..
Brüksel’de görev yapan tüm Türk basın mensupları bu adamı çok iyi tanıyor..Herkes birbirine bakıyor..Bakışmalar arasında  zamanın büyükelçisi Özal’ın önünü bir pusula koyuyor..
-Özal o zaman işte diplomasi dilini konuşturuyor..
Siz son ne zaman Türkiye’ye geldiniz? Türkiye çok değişti..Senin bildiğin Türkiye yok artık..Seni ve eşini bir haftalığına değil, sürekli olarak Türkiye’ye davet ediyorum..Gelin biraz dinleniniz,sonra  sorunuza daha iyi cevap veririz..Büyükelçim, derhal arkadaş ve eşinin pasaportlarını hazırlayınız’der..
Herkes şaşkın, soruyu soran şaşkın..Belçikalı ve yabancı basın mensupları şaşkın.. Ama bu gazeteci çift hala Türk pasaportlarını almaya cesaret edemediler?..
Ülkeleri karalamak öyle kolay iş değil..Hele ülkeleri bir kişi üzerinden değerlendirip, karalamakta bir yarar sağlamıyor.. Fakat devlet adamları, diplomasi dili ile yılanı bile ininden çıkarmasını bilmelidir..
Bunu bilmediğiniz zaman, ülkeler, insanlar sadece size değil,o ülke vatandaşlarına da düşman oluveriyor!..İşte Avrupa’da yaşayan Türkleri üzen birbirinden farklı haberlere,resimlere,karikatürlerle karşılaşmıyoruz mu?
Ne olursa, olsun, diplomasi dili,gelecekte çocuklarımıza da miras kalmalı,rehber olmalı..
‘Kodum mu oturturum, senin kimin avukatısın, ben bu külleri yutmam..’ tekerlemeleri ile bir yere varmak mümkün değildir!?..
Biz yazar, çizeriz tabii..Devlet büyükleri kadar bilecek değiliz elbet!

BU FOTOĞRAFLARA İHTİYAÇ VAR!

Almanya ile Türkiye’nin halini bilmeyen yok! Gelinen noktada,yeni yılın bu ilk haftasında atılan bu adım,çektirilen bu fotoğraf bile çok önem arzediyor1
Diplomasinin gereği budur! İlişkileri sulandırmadan, dostluk köprülerini yıkmadan, iç oy kaygısına düşmeden de taraftarlarınıza,ülkenizi,milletinize önemli mesajlar verebilirsiniz..
İşte Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu,bu  fotoğraf ile diplomasi dilinin bir örneğini, mevkidaşı Gabriels ile birlikte verdi.
Ne güzel!
Özlenen bu, beklenen bu!
Bu köklü,derin dostluk,ticari,sosyal ilişkileri olan Almanya ve Türkiye’ye yakışan bir fotoğraf..
Devamını bekleriz!
Pazarınız sağlıklı güzelliklere vesile olsun!
Yusuf Cinal yazıyor/7 Ocak 2018 Brüksel
KARİKATÜRLER:Yasin Halaç

Bu haber 71 defa okundu