17 Kasım 2017 Cuma
468x90 reklamlar alanı kodu
Hoca Ahmet Yesevi, ışık saçmaya devam ediyor..
Hoca Ahmet Yesevi, ışık saçmaya devam ediyor..

Türkiye Gazeteciler Federasyonu, Gazete Cemiyetleri Basın Vakfı ve diğer kurum ve kuruluşların katkıları ile gerçekleştirilen ‘ Türk dünyası 3.Gazeteciler Şurası’ için Almatı’ya geldik..
Akşam saatlerinde havalandığımız Sabiha Gökçe Havaalanı’ndan havalandığımızda, kafilede yer alanlar gibi bende ata topraklarındaki durumu merak ediyordum.. Özellikle 6 Saatlik bir uçuştan sonra Kazakistan’ın ilk başkenti Almatı izlenimlerim neler olacaktı? Nasıl bir atmosfere adım atacaktık? Bizi ne gibi sürprizler bekliyordu?
Kafile Başkanımız ve Türkiye Gazeteciler Federasyonu(TGF) Genel Başkanı Yılmaz Karaca, kafile öncesi ve devam eden süreçte bizleri bilgilendirmeyi sürdürdü.

ÇOK İYİ TÜRKÇE
Uçak içinde herkes yerini aldı.. Gülüşmeler, sohbetler ve fotoğraf çektirmelerin yanı sıra uçakta yer alan yolcular ile birlikte yol almaya devam ettik..
Hemen yanımda, cam kenarında oturan bir genç ile sohbete koyulduk.. Tatil için Antalya’ya gitmiş, oradan İstanbul’a ve  İstanbul’dan da memleketi Kazakistan’a uçuyordu.. Çok iyi Türkçesi vardı.. Bize Kazakistan’dan söz etti.. 18 Milyona yakın bir nüfuslu Kazakistan’ın lideri Nursultan Nazarbeyev ve uygulamalarından söz etti.. Milli para birimi Tenge’nin durumuna dikkat çekti..
Sohbetimiz heyecanlı bir şekilde devam etti..

KAZAKİSTAN
Kazakistan’ın tarihi derinliği 1465 yıllarına kadar uzanıyor..(Kazak Hanlığı)
Bugün ki yüzölçümü ise 2.724.900 km2 olan Kazakistan tarihi süreç içinde 1991(16 Aralık 1991) yılında Sovyet sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nden bağımsızlığını elde etti.
Ülkede çeşitli grup ve kümele birlikte yaşıyor. Ülke nüfusunun yüzde 65,2’ni Kazaklar oluşturuyor. Ülkede Rusların oranı ise yüzde 21,8 olarak biliniyor. Özbekler, Ukraynalılar, Uygurlar, tatarlar, Almanlar ve diğer milletlerden yüzde 4,5 oranında kültür sahipleri ülkede birlikte yaşıyor.
Ülkenin başkenti daha sonra yeniden düzenlenerek öne çıkan Astana olarak belirlendi. Resmi dil ise Kazakça ve Rusça.
Nursultan Nazarbeyev’in liderliğini yaptığı ülke Cumhuriyet ile yönetiliyor. Seçimler beş yılda bir yapılıyor. 107 Milletvekilinden oluşan bir meclis yanında 47 üyeden oluşan bir senato mevcuttur. Seçimlerde ise,15 yaşına giren herkes oy kullanabiliyor..

GAZETECİLER HEYETİ
Bu bilgileri paylaştıktan sonra, tekrar kafilemize dönelim.. yorucu ve uzun bir yolculuktan sonra Almatı’ya geldik.. Gümrükten kolay bir şekilde geçtik. Bizi bekleyen rehberlerimiz, Kazakistan Türk Dili Konuşan Gazeteciler Vakfı ve Toplumsal Gelişme Derneği Başkanı Naziya Bissenova ile rehberimiz Aigul Sexenbayeva’nın(Aygül) bizi karşıladı.
Bizi bekleyen otobüse binerek, Hataylı bir vatandaşımıza ait ‘Ata Restoran’a ulaştık.. Almatı’da ticarete atılan Türklere ait bir restoran burası..
’ATA’ ismi bile bizi mutlu etti.. İçerde Kazak kızları ile Türk ahçı şefi birlikte çalışıyor. Bize Türk-Kazak karışımı bir kahvaltı hazırlamışlar. Yerlerimize oturduk ve kahvaltımızı yaptık. İlk resimler restoranda çalışan Kazak kızları ile çekildi..
Almatı’da hiç uyumadan gezilerimize başladık. Kafile bu manada ikiye ayrıldı. Birinci grupta, delegelerden oluşan bir gurup Genel Başkan Yılmaz Karaca başkanlığında resmi temaslarda bulunmak üzere hareket etti. Diğer arkadaşlar ise kentin önemli alanlarını gezmek için ayrıldı.
Yılmaz Karaca Başkan ile Almatı Valisini ziyaret için yola çıktık. Ancak o gün anlamlı bir tören olduğu için bu görüşmemiz alt seviyede ‘ Almatı Dostluk Evi’nde gerçekleşti.
Çeşitli kültürlerin temsilcilerinin temsil edildiği bir ‘Kültür Evi’ idi burası..
Bizi genç bir yönetici olan Sadıkov karşıladı. Hoş bir sohbet oldu. Niçin Kazakistan’da olduğumuz anlattık. Resimler çekildi ve ayrıldık.. Dikkat ettiğim ise Dostluk Evi’nde  toplantılar için gelen şık hanımlar, iyi giyimli bayların olduğu idi..

DOSTLUK EVİ
Bir ara ‘Dostluk Evi’nde Kürtler ile ilgili bir köşe de dikkatimi çekti.  Yetkili Sadıkov, ülkede yaşayan tüm kültürlerin burada temsil edildiğini söyledi.
Enteresan olan ise Türkiye’den gelen Türklerin de bu dilim içinde yer almasıydı. Hatta Azeriler, Kırgızlar, Çeçenler, Tacikler, Polanyalılar, Dunganlar, Tatarlar ile diğer azınlıkları da sayabiliriz..
Buradan Almatı TV’ye geçtik.. Orada da bir genç yönetici bizi karşıladı. Yeni kurulmuş ve valilik yönetiminde olan bir televizyon idi. Son derece modern araç gereçlerle donatılan bu televizyon evini gezdik. Canlı yayınlara tanıklık ettik. Bize televizyon ile bilgiler içiren kitapçıklar verildi.
Türkiye’den de bazı dizileri yayınladıklarını söylediler. Ancak Kazakistan’da Türk TV kanallarının yer almadığını görmek bizleri üzdü.
Buradan Almatı’nın milli alanlarını, parklarını ve bir de müzik aletleri müzesini gezdik.

TANRI DAĞLARI
Karşıda Tanrı dağlarının tepesi karlanmış olmasına rağmen Almatı’da sıcaklık bizi şaşırtmıştı.. Kafilede yer alanların çoğunun elinde kaldı kalın elbiseleri..
Buradan tekrar havaalanına geçerek, Çimkent için hazırlık yaptık.. Aşağı yukarı 650 Kilometrelik bir alanı bir saatlik bir dilim içinde geçtik..
Yorgunluk hat safhadaydı. Uçaktı tüm arkadaşlar, bu bir saatlik dilimi uyuyarak geçirdiler. Çimkent’e geldiğimizde bize yine rehber ve araçlarımız bekliyordu.
Buradan otelimize geçtik.. Kafile iki farklı otele yerleşti ve sonra İstanbul adlı bir restoranda akşam yemeği için buluştuk. Gerçekten burası da düzenli bir restorandı. Servis ve yemekleri kusursuzdu..

HAVA ORALARDA NASIL?
Çimkent, Almatı’ya karşın daha sıcak geldi bize.. Her iki kentin yeşil dokusu, parkları, yolları ister istemez dikkatimizden kaçmıyordu.. Yol boyu ve parklardaki heykeller, sonbahar mevsimi nedeniyle yaprakları süpüren çöpçüler, budanmış kırmızı güller, burada da yer yer tıkanan trafik bizleri şaşırtmadı.. Hatta yağmurlu günler için, kent içindeki toprakla irtibatı kesilmemiş kanallar..
Sovyet sosyalistler döneminden kalma sosyal konutlar, binalar ve yeni yapılan inşaat alanları, yeni oluşturulan alış-veriş merkezleri ve yol boyundaki küçük aile market noktaları kadar eğlence alanları bize göz kırpıyordu..
Bir kere Rus rejimi Almatı ve Çimkent’e büyük bir altyapıya imza atmış.. Fakat rejimin soğuk yüzü, kenti hala terk etmemiş.. İnsanların büyük bir bölümü hala Rusça konuşuyor ve korkuyor.. Zira Rusların ülkeyi terk ettiğine inanan çok az..Öyleki, Türklerle yakınlık bile onları ürkütüyor.. Latin alfabesine geçme kararı alan ve ‘Tek Adam’ devrine de bir bakıma son verme eğilimi içinde olan ülkede, kadınlar ve çocukların yüzü gülüyor..

MUTLULUĞU PAYLAŞANLAR
Sakarya Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve Sakarya YeniHaber Gazetesi  Genel Yayın yönetmeni Sezai Matur ile evlilik mutluluğunu yaşayanlarla konuştuk.. Muhteşem bir sevinç yumağı oluşturan gençler ile resim çektirdik, sohbet ettik.. Bize hiç ama hiç yabancılık göstermediler.. Gelin ve damatlarla resimler çektirdik.. Ayaküstü olsa da sohbetlerimiz oldu..
Bağımsızlığın yüzü gençlerde yansıyor.. İnşallah bu bağımsızlığın kıymetini bilerler ve bir daha esarete karşı topyekün birleşirler.. Zira ‘ Hürriyet Meydanı’nda toplanan gençlerin  başına gelenler unutulmuş değil.. Genç erkek ve kızları  ‘Hürriyet ateşi’ içindeyken Ruslar alıp götürmüşler ve çırılçıplak halde bırakmışlar.. Cansız bedenler hala unutulmuyor!..
Elbette Kazakistan, aradan geçen 22 yıla rağmen daha işin başında..
Başarmak için çok çalışmaları gerekiyor..

ÇİMKENTE KAHVE 
Çimkent, bize çok hareketli geldi.. Arkadaşımız Öztürk Gazetesi sahibi Adnan Öztürk ve Sezai Matur ile şöyle kenti yürüyüşe çıktık.. İlla da kahve içeceğiz..Adnan bu! ‘Kahve’ diye tutturdu..Hemi de ‘Türk kahvesi’ istiyor usta! Neskafeyi buldu da beğenmiyor!..
Gece bile Çimkent ışıl, ışıl.. Ama kentte bir gaz kokusu var.. Hatta yüzünüze örümcek ipleri çarpıyor ve ürküyorsunuz.. ‘ Merhaba’ dediğimiz gençlerden hemen geri dönüş ‘Merhaba’ alıyoruz. .Gülümseyip geçiyorlar.. Erkekler bir başka tedirginler..
Almatı’da öğretmenleri ile gezide olan miniklerle resim çektirdik.. Müthiş idiler.. ‘Yaşasın Türkiye’ slogan attığımız daha 8 yaşındaki bir Kazak çocuk hemen ‘ Yaşasın Kazakistan’ diye haykırdı.. Hemen onu kucaklayıp, havaya kaldırdık.. Ülkeyi sahiplenmek bu işte..
Gruplar halinde kenti geziyoruz.. Kenti bizden daha iyi keşfedenler var..
Çimkent’e otobüs ile gelirken, mola verdiğimiz tesislerde bir nişan törenine şahit olduk..

TUVALET SÜRPRİZİ
Mola bu ya, arkadaşım şair, gazeteci Yavuz Nufel, hemen tuvalete daldı.. Dalmasıyla bana seslenmesi bir oldu.. Kapıyı açtığım iki klozet yan yana duruyordu.. Şaşkınlık içinde birbirimize bakıp gülüştük.. Sonra yan taraftaki tuvaletin kapısın açtık.. Orada da manzara aynıydı.. Yani adamlar, hacet anında bile yan, yana.. Bu ne ayrılmazlık değil mi.. Hem sohbet et.. Hem de ?…
Bu durumu TGF Başkanı Yılmaz Karaca, yolculuk anında diğer meslektaşlarımız ile paylaştı.. Güle, güle katıldık tabii.. Hani bizim ülkemizdeki  yurdum manzaralarına çok benziyordu..

HOCA AHMET YESEVİ ÜNİVERSİTESİ
Çimkent Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi’nin konuğu oluyoruz.. Okul Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Kutalmış ve arkadaşları bizi karşılıyor.
Çölde biten çiçek gibi,Türkiye burada bir üniversite kurmuş.. Değerli Rektör Yardımcısı Kutalmış, bize üniversite ile ilgili bilgiler sunuyor. Türkiye’nin yaptıklarını sıralıyor.. Nasıl mutlu oluyoruz.. Sonra Türk öğrenciler, Türk Alpereni Atilla Güven ve sonradan bize katılan arkadaşları Osman Gümüş, Nesrin Uğur, Doğukan Ayar ile Serhat Akbaş’ın bize verdikleri hizmet unutulur mu?
Hatta bunlar arasında olan Serhat Akbaş ve ağabeyi ile tanışıyoruz.. Meğer Akyazı’dan hemşerim bu gençler.. Yakınları Hüseyin Akbaş ile telefonda onları buluşturuyorum..
Çimkent Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi’nde oluşturulan müzeyi geziyoruz.. Muhteşem bir müze..Türk izleri ve bilimsel çalışmaların ürünleri burada toplanmış.. Tam bir bilim yuvası.. Ne iyi etmişler diye düşünüyorum.. Burada ‘ Türk Dünyası 3. Gazeteciler Şurası’ toplantısı burada gerçekleştiriliyor.. Eskişehir’den verilen start, Kazan’da sürdü ve Çimkent’e devam ediyor..
İki ülkenin milli marşları çalınıyor.. Ata topraklarında İstiklal Marşı’mızı söylüyor, Türk Bayrağı altında toplanıyoruz..

TÜRKÇE GAZETE SERGİSİ
Yapılan konuşmalarda birbirinden ilginç mesajlar veriliyor. Sonra burada Türkçe gazetelerden oluşan bir sergi oluşturuyoruz. Buram, buram Anadolu kokan bir sergi bu! Türkiye’nin dört bir ilinden gelen gazeteler ile Avrupa’dan ve diğer ülkelerden gelen gazeteler burada sergileniyor..
YeniHaber Belçika ve BelgoTürk gazeteleri de panoda yerini alıyor.. Diğer sayılarımız kısa zamanda kapışılıyor..
Ayrılık zamanı geliyor.. Otele dönüyoruz.. Sonra Ankara Restoranda yemek, dostluk otelinde konaklıyoruz..

HOCA AHMET YESEVİ DİYARINA
Aklımızda elbette Türkistan..Hoca Ahmet Yesevi’nin diyarı ve dergahı..
Bu defa yolculuğumuz otobüs ile devam ediyor..Yol boyu Türk izleri arıyorum.. Atlar,sürüler ve sürülerini otlatan çobanları çekiyorum.. Atları görünce,arkadaşım Sezai matur ile göz göze geliyoruz.. Atlara bir başka merakı var da ondan.. Sonra mezarlıklar..Tepelere kondurulmuş ve ihtimam gösterilen mezarlıklar..Yeşil mezarlıkların baş sembolü..Hatırlıların mezarları  görkemli bir yapı oluşturuyor..Hele de ilim irfan sahibi olanlar..
Küçük kasabalarda küçük mescitler, camiler görüyoruz.. Türkistan’a ulaştığımızda Hoca Ahmet Yesevi’nin  Dergah kubbesi yeşili ile bizi karşılıyor.. Heyecanlanıyoruz.. Büyük bir kalabalık ziyaret için dergah yolunda.. Hemen girişteki anıt önünde bir resim çektiriyoruz.. Az ötede ise yaşlı bir karı koca çocuklara pamuk şeker helva satma derdinde.. Burada farklı ve korkusuz bir hava esiyor.. Herkes Türkçe konuşup, Türkçe tanışıyor..
Rehberimiz Aygül, bir Sülün ile orada resim çektirenlere katılıyor.. Resmini çekmezsek olmaz tabii..

IŞIK DAĞITIYOR
Az ileride liseli gençler.. Aralarına beni alıyorlar.. Resim çektiriyoruz..
Sonra hoca Ahmet Yesevi’nin huzurundayız.. Rehberimiz bize Hoca Ahmet Yesevi’yi görüş ve düşüncelerini, dergahtaki yaşamı, öğrencilerini ve çilesini anlatıyor..
Huzurunda duaya duruyoruz.. Bir devre imzasını atmış o Koca Timur, Hoca Ahmet Yesevi için muazzam bir  anıt yapmış.. Anıt yanında öğrencilerin, konukların kaldığı yerler.. Ama Timur ölünce inşaat yarım kalmış..Hala öyle duruyor.. Aşların piştiği dev kazanlar, çorbaların dinlenmeye alında dev ağaç kaplar, küpler, şamdanlar ve boş boyalı beşik..
En büyük Türk mutasavvıfı huzurundayız.. Tüylerimiz diken, diken.. İşte ‘Yesevilik’ denen  tasavvuf akımının öncüsü aha şurada yatıyor.. Parmaklıklar arasından bakan çocuğa bakıyorum.. Daha yaşı beş bile değil.. Manalı, manalı Ahmet Yesevi’nin makamına bakıyor..Babası ise duada.. hoca Ahmet Yesevi,bir bakıma ‘Hazret-i  Türkistan’ diye de anılır.. Anadolu’da dünden bugüne bilinen ,tanına Hoca Ahmet Yesevi’nin, Anadolu erenlerinden Mevlana Celaleddin Rumi ve Hacı Bektaş Veli üzerinde de etkileri olduğu bilinir.. Bildiklerini paylaşan hoca Ahmet Yesevi’nin fikirleri bugüne de ışık tutuyor.. Öğrencilerinin kaldığı yerleri geziyoruz.. Muazzam bir kompleks.. Hoca Ahmet Yesevi’nin en büyük eseri ‘Divan-ı Hikmet’tir. Onun derlenen hikmetleri İslami’yeti kabul edenlere ışık olmuş ve kolaylaştırıcı, yol gösterici bulunmuştur.. Türklerin kalabalık kitleler halinde İslami’yete geçmesini sağladığı bilinir..
Bugün dergahına geldiğimiz, duvarlarına yüz sürdüğümüz, hayran kaldığımız bu yapıyı 1389-1405 yıllarında ünlü Komutan Timurlenk’in inşa ettiği bilinir. 2002 Yılında UNESCO tarafından korumaya alınan bu eserin günümüze kadar gelmesine sağlayanlara minnettarız..
Huzurundan ayrılırken, hüzünleniyoruz.. Velehasıl gidip, görmek, duada bulunmak gerek..
Kazakistan’ın Almatı,Çimken ve Türkistan kentlerindeki ziyaret ve çalışmalarımız bitiyor.. Hedefte şimdi Kırgızistan’ın başkenti Bişkek var..
Bişkek’e  otobüs ile hareket ediyoruz..
Yusuf Cinal yazıyor

YUSUF CİNAL, GİTTİ, GÖRDÜ, YAZDI…

 

Bu haber 53 defa okundu