11 Aralık 2017 Pazartesi
468x90 reklamlar alanı kodu
Göç ve Terör..
Göç ve Terör..

Göç kaynaklı terör hareketleri Avrupa’da artıkça, göçmen – terörizm bağlantısı da sık sık ele alınmaya başlandı.

Özellikle , Avrupa ülkelerinde doğup büyümüş ve yetişmiş üçüncü  kuşak genç yaştaki göçmen asıllıların terör eylemlerine katılmaları göç ile terör  ilişkilerini ön plana çıkardı.

Göç ile terör bağlantısında iki önemli nokta dikkat çekiyor : (1) Eski kuşak göçmen topluluklarından çıkan teröristlerin yanı sıra, son yıllarda artarak Avrupa’ya yönelen Orta Doğu ve Afrika kaynaklı göç ve iltica akınları bünyesinde yer alan potensiyel teröristler, (2) Orta Doğu politik ve ekonomik krizleri geliştikçe terör eylemlerinin de hız kazanması.

Avrupalıların Avrupa içi göç – terör ilişkisinde anlamakta güçlük çektikleri hususlar şu algı ve sorulara dayanıyor: Çoğunlukla İslam dininden olan bu gençler Avrupa vatandaşı. Vatandaşı oldukları ülkelerde ve tüm Avrupa’da bütün  hukuki-kanuni, ekonomik, sosyal haklara sahipler. Dinsel, cinsel ve her türlü kültürel haklara sahipler. Bütün haklar güvence altında. Demokratik düzen ve kurallar tamamen geçerli ve tam olarak işlemekte.

Ayırımcılık, ırkçılık ve benzeri dışlayıcı tutumlar, eylemler veya önlemler bütün Avrupa ülkelerinde kanun dışı ve hemen önleniyor . İçlerinde demokratik yollarla seçilmiş ve en üst düzeylerde bile görev yapan politikacılar var. Gene içlerinde çok başarılı kamu veya özel sektör yöneticileri var. Pek çoğu iş adamı-işletmeci veya  küçük ve orta boy işletme sahibi.

Bütün bunlara rağmen neden ve nasıl terörist oluyorlar ?

Avrupalı bu soruya cevap arıyor ve tam olarak  cevap vermekte zorluk çekiyor.

Aslında bu sorunun birlikte getirdiği problem daha çok psikolojik ve duygusal. Politik ve çarpık dinsel ideolojiler de bunda rol oynamakta. Aynı problem nedeni ile göçmenlerin yeni ülkelerinin sosyal ve kültürel dokularına entegrasyonu  sağlanamıyor.

Müslüman göçmenler kendilerine özgü kültür yapıları, uygarlık kavramları ve  dini inaçları ile Batı uygarlığını temsil eden Avrupa toplumlarına katılma durumundalar. Kültür-Din ve Uygarlığın birbirleri ile tamamen çakıştığı ve bütünleştiği Batı (Avrupa) toplumlarına , farklı kültürel ve dinsel temellerle katılmak (entegre olmak)  bir çok göçmen kökenli yeni Avrupalı için  çok zor bir konu. Konunun yarattığı sorun kültür , din ve uygarlık arasında denge kuramama durumu. İslamist teröristler ‘occidentophobia’ içinde Batı değerlerini redetme eğilimine girip, Avrupa içinde yaşamalarına rağmen gerçek İslam dışı yaklaşımlara kaymış durumdalar.

Üstelik aynı göçmenler geldikleri ülkelerde geçerli olan etnik, politik ve benzeri sorunları, çekişmeleri  göç ettikleri ülkelere taşımış durumdalar. Bu sorunlar ve düşmanlıklar nedeni ile aralarında şiddet ve çatışmalar çıkmakta. Avrupa toplumu bundan da rahatsız olmakta.

Buna karşılık , gayri müslüm Avrupa ülkelerinden diğer Avrupa ülkelerine göç edenlerin bütünleşme (integration) ve erime (assimilation) sorunlarının çok sınırlı olduğu bir gerçek. Bunun en önemli örneğini  Belçika’daki İtalyan, İspanyol ve Portekiz kökenli Belçikalılar (göçmenler) teşkil etmekte.

Üstelik, göçmen kökenli yeni Müslüman Avrupalılar, ailelerinin terk ettikleri eski ülkelerinden de kopmuş durumdalar. Özellikle tatillerde  gidip bu eski ülkelerini ziyaret ettiklerinde bu durumun özelliği açıklıkla ortaya çıkmakta. Diğer bir değişle, yeni Avrupalı nesiller ne tam Avrupalı, ne de kökenlerini oluşturan ülkeler açısından tam bir ‘vatandaş’.

Bu iki yönlü gerçek tam anlamı ile frusturation yaratan bir unsur. Bunun doğurduğu sorunlar ve sonuçlar çok vahim . Sosyal , hissi ve kültürel frusturation taşıyan kişilerin mantık ve  ahlak dışı eylemlere girişmelerini oldukça tabii karşılamak mümkündür. Ancak bunun çağ, akıl ve ahlak dışı suçlara ve caniliğe yol açması asla kabul edilemez. Teröre dönüşen tutumların ve eylemlerin en sert  kanuni yollarla, acil önlemlerle  yok edilmesi gerekir.

Radikal İslam nedenli terörizmin en belirli yönlerinden birisi de intihar eylemi. Frustration’un intihara yol açması patolojik açıdan da mümkündür. Ancak bu eylem de çarpıtılmış dini inançla karışmış durumda. Suicidal eğilimler , dini sacrifice : kendini feda etmeye dönüşmekte (martyrdom),  dolayısı ile  bir çeşit anlamsız doğrulama, yorum ve kabullenme kazanmakta.

Terörizme yönelmek ve yönlendirilmek aşamalarında radikalizasyon : beyin yıkama prosesi (işlemi) de önemli bir rol oynamakta. Bunu kabul edenler, özellikle ilk aşamalarda, hiç bir pişmanlık duymadan terör yoluna ve kervanına katılmakta.

Ancak şurası da bir gerçektir ki terörü sadece psikolojik açıdan  yorumlamak yeterli değildir. Özellikle tarihi, jeo-politik, siyasi, sosyo-ekonomik, etnik, kültürel ve diğer benzer nedenlerini  de araştırmak gerekir.

Ayrıca merak, maceraperestlik ve maddi çıkarlar da teröre katılmayı desteklemektedir

Terörizm artık tek yönlü veya ulusal nitelikten çıkmış, uluslararası boyutlara ulaşmıştır.

Terörle mücadelede her türlü ulusal ve uluslararası (sosyal ekonomi dahil) kamu ve özel sektör önlemlerinin yanı sıra , göçmenlerin benimsedikleri veya mensup oldukları dini ve kültürel kurum ve örgütlere, göçmen kökenli politikacılara , çeşitli sivil toplum örgütlerine çok önemli görevler düşmektedir.

Adı geçen kişi ve kuruluşların entegrasyon konusunda etken olmaları gerekir. Bu anlamda en önde gelen tutum ve aksiyon; sosyal, ekonomik ve kanuni hak ve yükümlülükler ile  görevlerin anlaşılıp uygulanmasıdır. Aksi halde, teröre dönüşen frustrationun önüne geçilmesi oldukça imkansızdır.

Göç ve terör ilişkilerinde , terörizm  ile mücadelede elbette ki sadece göçmen toplulukları kanalı ile hareket etmek yeterli değildir. Göçmen kabul eden ülkelerin kamu ve özel kuruluşlarına, toplumlarına da önemli görevler düşmektedir.  Göçmenler ile onları kabul edenler arasında diyalog kurulup, ortak önlemler alınması kesinlikle gerekmektedir.
Dr.Tunay Akoğlu yazıyor

Bu haber 51 defa okundu