13 Aralık 2017 Çarsamba
468x90 reklamlar alanı kodu
Başkanlık Sistemi Diktatörlüktür…
Başkanlık Sistemi Diktatörlüktür…

AKP, 3 Kasım 2002 seçimleri sonuçlarına göre tek başına iktidara geldiğinden bugüne kadar geçen 14 yılda neredeyse sıfırlanmış olarak devraldığı PKK terörüne, artık Amerikancı-dinci Fettullah ve dinci-vahşi IŞİD terör örgütlerinin de eklenmesiyle, ülkemizi her gün onlarca şehidin verildiği bir iç çatışma ve silahlı isyanın yaşandığı bir ortama sürüklemiş bulunmaktadır.

  • Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının verdiği bir aylık süre sonunda AKP Genel Başkanlığından ayrılması gereken Recep Tayyip Erdoğan’a, CHP’nin desteğiyle Anayasanın 76 maddesi değiştirilerek, milletvekilli seçilme yolu açılmıştır.
  • Recep Tayyip Erdoğan, 9 Mart 2003 tarihinde yenilenen Siirt’teki milletvekili seçimlerinde, 2 Kasım 2002 seçimlerinde aday olmadığı halde, Seçim Kanununun 25. Maddesine aykırı olarak aday yapılarak milletvekili seçilmiştir.
  • Başbakan olduktan sonra Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesi Eşbaşkanı olarak görev yaptığını itiraf etmiştir.
  • ABD+İngiliz istihbaratçılarının gözetiminde Oslo’da PKK terör örgütü ile MİT’in pazarlık yapmalarını sağlamıştır.
  • Türk Milleti yerine sürekli olarak etnik köken ve mezhep farklılıklarını dillendirerek “millet bütünlüğünün” ayrıştırılmasına yolaçmıştır.
  • Demokratik Açılım adı altında, AB’nin talimatları doğrultusunda Terörle Mücadele Kanununda yumuşatmalar yapmış, PKK ile açılım pazarlıkları yürüterek, askeri kışlaya, polisi karakola kapatarak PKK’nın yurtiçinde silah ve mühimmat yığmasına izin vermiştir.
  • Ordu içinde Fetö terör örgütünün yuvalanmasına izin ve destek vermiş, Amerikancı-dinci Fetö terör örgütü aracılığıyla TSK’ya kumpaslar kurarak TSK’nın en güzide komutanlarının hapse atılmasını, ordudan tasfiye edilmesini sağlamış, bu davaların “savcısı” olduğunu ilan etmiştir.
  • Milli ekonomimizin direği olan kârlı ve tekel niteliğindeki tesislerimizi özelleştirme adı altında satıp savmıştır. 2002 yılında 130 milyar dolar dış borçla devraldığı ekonominin dış borcunu 420 milyar dolara çıkarmış, bu borçlanmaya karşılık doğru dürüst sanayi tesisi kurmamıştır.
  • Uygulanan yanlış dış politika ile ülkemizi bütün sınır komşularımızla düşman haline getirmiş, tapuları Aydın ve İzmir illerinde kayıtlı olan karasularımız içindeki adalarımızın Yunanistan tarafından işgal edilmesine, vatan toprağına Yunan bayrağı dikilmesine göz yummuştur.
  • Anayasanın amir hükmüne rağmen Cumhurbaşkanı seçildiği ilan edildiği halde AKP parti başkanlığını bırakmamış, kongresine katılarak oy kullanmıştır.
  • 15 Temmuz’da TSK içinde yuvalanmasına göz yumdukları Amerikancı-dinci bir kısım vatan haini subayların silahlı isyanının, TSK’nın vatansever, Atatürkçü büyük gövdesi tarafından bastırılmasını fırsat bilerek, TSK’nın emir-komuta hiyerarşini parçalamış, askeri liseleri ve harp okullarını kapatarak TSK’nın insan kaynağını kurutarak, gücünü kırmıştır.
  • 2002 yılında bitirilmiş olan PKK terörü ve neredeyse devlet hakimiyetinin tüm yurt sathında tesis edildiği bir Türkiye devralan AKP, 2016 yılında ülkeyi Suriye ve Irak’ta savaş durumuna getirmiş, kuzey Irak ve kuzey Suriye’ye yerleşen Amerikan destekli PKK ile verilmekte olan savaş nedeniyle bölgeden her gün onlarca şehit cenazesinin gelmesine yolaçmıştır.
  • İktidar, ilan edilen OHAL’i kullanarak, TBMM’i devre dışı bırakılarak, OHAL’in amacı dışındaki kararnamelerle devlet yapısı üzerinde kalıcı düzenlemeler yapmakta, muhalefeti baskı altına almaktadır.
  • İktidar zihniyeti marifetiyle Atatürk ve Cumhuriyet ile şiddetli bir kavga verilmekte, ülkemiz ve bütün kurumlarımız din eksenli bir yapıya, lâik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti adeta bir din devletine dönüştürülmeye çalışılmaktadır.

Gelinen bu baskıcı şartlar altında AKP, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı “Başkan” yapmak üzere bir anayasa taslağı hazırlayarak Meclise getirecektir. Ön hazırlıkları yapılan anayasa taslağı için Başbakan “Başkanlık gelmezse Türkiye bölünür” diyerek, muhalefet partilerini halkı tehdit etmektedir.

Bu tehdit artık, ana muhalefet partisi CHP’nin Genel Başkanının önüne kurşun atarak, daha sonra silahlı saldırı ile suikast düzenleyerek, CHP milletvekiline silahla saldırı yaparak giderek arttırılmaktadır.

Başkanlık Sistemi Diktatörlüktür

Basına sızan AKP anayasa değişiklik taslağında “başkanlık” için yapılan tanımların, AKP yetkililerince açıklandığı üzere, Amerikan sistemine % 95 benzetildiği ifade edilmiştir. ABD’den farklılık; çift meclis olmayışı ve “üniter” yapının korunması olarak görülmektedir. Başkan için istenen başlıca yetkiler aşağıda sıralanmaktadır:

  • Başkan “devletin ve yürütmenin” başı olacak.
  • İç ve dış siyaset başkan eliyle yürütülecek.
  • ‘Başkomutan’ sıfatı taşıyacak. Yürürlükteki anayasamızın 104. Maddesine göre başkomutanlık TBMM’e ait olup, Cumhurbaşkanı tarafından temsil “Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil etmek,”
  • Başkanın partisiyle ilişkisi kesilmeyecek, partili olacaktır. (Böylece milletvekili adaylarını başkan belirleyecek, akrabalarını, şoförünü ve istediği kişileri milletvekili yapacaktır.)
  • TBMM tarafından çıkarılan kanunları onaylayıp, veto edebilecek, referandum kararı verebilecek.
  • Başkanlık kararnamesi çıkaracak ancak bunlar temel hak ve özgürlüklere ilişkin olamayacak. Böylece devletin yapısını istediği gibi yeniden düzenleyecektir.
  • TBMM, kararnamelerin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurabilecek ya da referandum kararı alabilecek.
  • Aynı şekilde Başkan da TBMM’de kabul edilen yasalar için Anayasa Mahkemesi’ne başvurabileceği gibi referandum kararı da verebilecek.
  • Bürokrat atamaları başkan tarafından yapılacak.
  • YÖK üyeleri, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve HSYK üyelerinin belli bölümü başkan tarafından seçilecek. (Diğer önemli bir bölümü TBMM tarafından, gerçekte çoğunluk partisi olan AKP tarafından seçilecektir.)
  • Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve rektör atamaları da başkana bırakılacak. (Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı aynı zamanda Cumhurbaşkanı/Başkan’ın yargılanacağı Anayasa Mahkemesinin savcısıdır. Diğer bir deyişle başkan aynı zamanda başsavcı olacak.)
  • Bakanlar, parlamento dışından başkan tarafından atanacak. Başkana karşı sorumlu olacaklar ancak milletvekili dokunulmazlıklardan yararlanabilecekler. (Ancak anlaşıldığı kadarıyla bakanlar aleyhine TBMM’nde güven oylaması yapılmayacak, gensoru verilmeyecektir. Yani başkan ve bakanlar denetlenmeyeceklerdir.)
  • Başkanın icraatları Meclis denetimine tabi olacak. (Ancak yine anlaşıldığı kadarıyla yürürlükteki anayasamızın 105. Maddesine göre icraatlarından sorumlu olmayacaktır.)
  • Başkan hakkında suç işlediği iddiasıyla TBMM’nin üçte ikisinin (2/3) yani 367 imza ile soruşturma açılabilecek. Kurulacak komisyonun raporu Genel Kurul’da gizli oylanacak. Başkanın Yüce Divan’a sevki için dörtte üçünün (3/4) 413 ‘kabul’ oyu verilmesi gerekecek. (Diğer bir deyişle başkan fiilen yargılanamayacak.)

Amerikan sistemi başkanlık

Başkan için istenen yetkiler, ABD anayasası ile başkana tanınmış olan yetkilerle uyumludur. Ancak bu başkanlık yetkileri konusunda önemli bir gerçekler merkez medyada Türk milletinden saklanmaktadır:

  • 4 Temmuz 1776 tarihinde 13 İngiliz sömürgesi bağımsızlıklarını ilan ederek Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluşunu duyurmuştur.
  • 15 Kasım 1777 tarihinde 13 bağımsız devlet bir Konfederasyon kurmuştur.
  • 17 Eylül 1787 tarihli anayasa ile gevşek bağlı konfederasyon yerine, bir “Federal Devlet” kurulmuştur. Böylece eski sömürgeler olan 13 bağımsız devletten önce bir konfederasyon sonra 13 eyaletli bir federal devlete dönüşülmüştür.

Amerikan devlet yönetiminin oluşumu tarihsel, sosyolojik ve kültürel açıdan Osmanlı İmparatorluğundan Türkiye Cumhuriyetine geçişe hiçbir şekilde benzememektedir.

17 Eylül 1787 tarihinde kabul edilen Amerikan anayasasına göre:

  • Kısım I, Bölüm I: Bütün yasama yetkisi Senato ve Temsilciler meclisinden oluşan Birleşik Devletler Kongresine aittir.
  • Kısım I, Bölüm II, Madde 1: Her devletin (eyaletin) en az bir temsilcisi vardır ve temsilcilerin sayısı eyaletin seçmen sayısı ile orantılıdır. Temsilciler iki yıl için seçilirler. (Şu anda 435 temsilci vardır.)
  • Kısım I, Bölüm III: Birleşik Devletler Senatosu her devletin (eyaletin) halkı tarafından altı yıl için seçilecek olan ikişer Senato üyesinden teşekkül eder; her senato üyesinin bir oyu vardır. (Şu anda 50 eyaleti temsil eden 100 senatör vardır.)
  • Kısım II, Bölüm I: Başkan yürütmenin başıdır.
  • Kısım II, Bölüm II, Madde 1: Başkanı, Birleşik Devletler ordusunun ve bahriyesinin ve Birleşik Devletler nam ve hesabına faal vazifeye çağrıldıkları zaman muhtelif devletlerin milis teşkilâtının başkomutanıdır.
  • Kısım II, Bölüm II, Madde 2: Başkan senatonun görüş ve üçte ikisinin onayı ile andlaşmalar akdetmeğe yetkilidir. Başkan büyükelçileri, elçileri, konsolosları, Yüksek Mahkeme (bizdeki Anayasa Mahkemesi) hâkimlerini ve Birleşik Devletlerin işbu anayasanın belirtmediği memuriyet makamları ve sonradan kanunlarla ihdas edilecek olan diğer bütün memurlarını (federal mahkeme hâkim ve savcıları) önerir ve senatonun görüşünü ve onayını aldıktan sonra tayin eder. Kongre, bir kanun ile uygun gördüğü bazı ikinci derecede memurların tayinini ya yalnız Başkana, ya mahkemelere veya sekreterlere (bakanlara) bırakabilir.

Görüldüğü üzere, ABD örneğinde Başkana anayasa ile tanınan yetkiler, 13 ayrı bağımsız devletin oluşturduğu federal bir devlet yapılanmasında vardır.

Türkiye Cumhuriyeti devlet yapılanması

Türkiye Cumhuriyeti, İstiklâl Harbi zaferimizden sonra 29 Ekim 1923 yılında “üniter” bir devlet olarak kurulmuş olup, ABD’ye hiçbir şekilde benzememektedir. Dolayısıyla federal bir devletten örnek alınacak bir anayasa değişikliği kabul edilemez.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti, 30 Ekim 1919 Mondros Mütarekesi sonrasında, Kuvayı Milliye döneminde yurdun pekçok yerinde vatanseverler halkımızca toplanan 30 dolayındaki Ulusal ve Yerel Kongrelerde ortaya çıkan “milli irade” beyanından sonra ölümsüz önderimiz Mustafa Kemal tarafından bütün kongrelerin birleştirilerek, 23 Nisan 1920 tarihinde TBMM’nin açılmasıyla kurulmuş bir HALK CUMHURİYETİDİR.

Bölünemez, paylaşılamaz ve devredilemez egemenliğine “kayıtsız ve şartsız” sahip çıkan milletimiz; İstiklâl Harbi zaferimizle taçlandırdığı mücadele sonunda 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetimizi ilan etmiş ve tüm kuvvetlerin tek elde toplandığı monarşiyi tarihe gömerek, 1876 Kanunu Esasi ile başlamış olduğu anayasal yönetim sistemini, iktidarı yasama-yürütme-yargı arasında paylaştırarak kesin kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanan “parlamenter yönetim” şeklini benimseyerek çağdaş demokrasiler düzeyine adım atmıştır.

Bazen kesintiye uğramış olsa da 93 yıldır sürdürdüğümüz “parlamenter demokratik” yönetimimizin nimetlerinden yararlanarak 14 yıldır ülkemizi yöneten AKP çoğunluk iktidarı bugün; yasamayı işlevsiz, yargıyı bağımlı hale getirecek, demokrasimizin 93 yıllık kuvvetler ayrılığı ilkesi zedeleyecek bir “Başkanlık” hedefli anayasa değişikliğine kalkışmaktadır. Üniter ve merkezi devlet yapımızla bağdaşmayacak olan “Başkanlık” sistemi, DİKTATÖRLÜĞE geçişin ilk adımıdır. Bu adım gerçekleşirse, ülkemiz lâik devlet düzenini kaybedecek, bir din devletine ve ABD’nin isteğine uygun en azından iki bölgeli bir federal devlete dönüştürülerek bölünecektir.

Başkanlıktan diktatörlüğe geçiş

Türkiye gibi imparatorluktan cumhuriyete geçmiş olan devlet modelinde, başkanlık sistemi için bilinmesi gereken çok önemli bir örnek vardır:

Birinci Dünya Savaşından mağlup çıkan Almanya’da 9 Kasım 1918-11 Şubat 1919 arasındaki Geçici Cumhuriyet Hükûmeti Başbakanı Philipp Scheidemann’ın 9 Kasım 1918 tarihinde cumhuriyetin kurulduğunu ilan etmesi ile başlayan ve Ocak 1919’daki seçimler sonucunda Weimer kentinde toplanan kurucu meclisi “Alman Ulusal Meclisi”nin hazırladığı anayasa 11 Ağustos 1919’da kabul edilerek Almanya İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e geçmiştir.

  • 28 Ocak 1933’te Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi başkanı Adolf Hitler Başbakan olmuştur.
  • 27 Şubat 1933’de Alman Meclisi Reichstag Hitler’in SA’ları tarafından yakılmıştır. (Türkiye’de TBMM Amerikancı-dinci vatan haini Fetö isyancıları tarafından bombalandı)
  • 23 Mart 1933’te Yetki Kanununun kabulüyle Reichstag’ın (Alman Meclisinin) tüm yetkilerini dört yıl süre ile kabineye, dolayısıyla Başbakan Hitler’e devrediliyor ve Meclisin çalışmalarına bu süre için ara veriliyordu. (Olağanüstü Hal ilan edilerek, tüm yasama ve yürütme yetkisi Bakanlar Kurulu ve Cumhurbaşkanında toplandı.)

Komünistler dahil bütün sol kanat meclisten dışlandı. O yıl içinde halkın bütün demokratik haklarına son verildi ve Führer’e kayıtsız şartsız itaat dönemi başladı. Bu kanun ile Reichstag’ın tüm yetkileri dört yıl süre ile kabineye devrediliyor ve çalışmalarına bu süre için ara veriliyordu. Ancak böyle bir kanunun onaylanması için parlamentoda üçte iki çoğunluk kararı gerekmekteydi. Nürnberg Uluslararası Askeri Ceza Mahkemesi tutanaklarına göre oylamanın yapılacağı gün parlamento Hitler’in milisleri SA’lar tarafından kuşatılmış, bazı sosyal demokrat parlamenterler içeri alınmayarak, Hitler’in Nasyonal Sosyalist Partisi baskı ile Reichstag’da çoğunluğu sağlamıştır.

  • 2 Ağustos 1934’te Cumhurbaşkanı Paul von Hindenburg vefat etmiş, bunun üzerine Hitler Cumhurbaşkanlığı makamını da üstlenmiştir. Onun Cumhurbaşkanlığı makamına yükselişinin halkın onayına sunulması için 19 Ağustos 1934 tarihinde bir referandum düzenlenmiş (Volksabstimmung über das Staatsoberhaupt des Deutschen Reichs) ve Referandumun sonucunda %89,93 “evet” oyu çıkarak Hitler’in Cumhurbaşkanı olmasına, bununla birlikte Şansölyelik görevini de sürdürmesine halk tarafından onay verilmiştir. (AKP tarafından Meclise sunulacak olan anayasa değişikliği aynı amacı taşımaktadır.)

Böylece Reichstag’da Nasyonal Sosyalist Partinin çoğunlukta olması, cumhurbaşkanlığı ile başbakanlığın tek elde bütünleşmesi ile fiilen bütün yasama ve yürütme yetkisi Hitler’in elinde toplandığından, Cumhuriyet fiilen ve hukuken ortadan kalkmış, Hitler, Weimar Anayasasının cumhurbaşkanına verdiği bütün yetkileri sonuna kadar kullanmıştır. Hitler anayasasının özellikle;

–   46. maddesi ile verilen, “bütün memurların (Beamte) atanması ve azledilmesi” yetkisini kullanarak devlet kadrolarını kendisine biat edenlerle doldurdu.

–   47. maddeye göre Alman silahlı kuvvetlerinin tam yetkili başkomutanı oldu.

–   48. Madde [1] ile devletin yükümlülüklerine yerine getiremediği veya kamu güvenliğinin tehlikeye düştüğü hallerde Silahlı Kuvvetleri kullanma yetkisini fütursuzca ve sonuna kadar kullanarak orduyu halkın muhalif kesiminin üzerine sürerek, faşist Almanya diktatörlüğünü kurdu.

Silahlı Kuvvetleri kullanma yetkisini eline alan Hitler, tek yetkili olarak, diğer devletlere savaş açarak insanlığın karşılaştığı en büyük felaketin yaratıcısı oldu.

Cumhuriyet Halk Partisi’ni bekleyen tarihi görev

Türkiye Cumhuriyetini kuran parti olarak CHP’nin önünde, cumhuriyetimizin bir “tek adam diktatörlüğüne” dönüştürülmesi gibi yakıcı tehlikeyi göğüslemek için tarihi bir görev bulunmaktadır. Bunun için:

  • CHP, AKP tarafından Meclise getirilecek “başkanlık” hedefli anayasa değişikliği konusunda Anayasa Komisyonu ve Genel Kurul çalışmalarına katılmamalıdır. Bu anayasa değişikliği AKP+MHP ve eğer belli pazarlıklardan sonra HDP’nin de desteği ile kabul edilirse, üç partinin anayasası olarak kalmalıdır. CHP bu tasarının kanunlaşmasına, tartışmalara katılarak meşruiyet kazandırmamalıdır. Böyle bir tasarıyı CHP’nin az sayıdaki milletvekili ile engellemesi mümkün değildir. Eğer tartışmalara katılırlarsa, anayasa değişikliğinin kabul edilmesi halinde R. Tayyip Erdoğan her zaman olduğu gibi, “tasarı bütün partilerin katılıyla demokratik şekilde tartışıldı, ancak milli irade böyle tecelli etti” diyecek ve CHP katılımıyla iktidara yardım etmiş olacaktır.
  • CHP, AKP’nin başkanlık hedefli anayasa değişikliğine ve daha genelde Türkiye Cumhuriyetini bir din devletine dönüştürmesine karşı, devletimizin kurucu partisi olarak, “laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olan” cumhuriyetimizi savunacak, sağdaki milliyetçilerden, sol-sosyalistlere kadar en geniş siyasi yelpazedeki kitlelerin bir “milli cephe” etrafında toplanmasına öncülük etmeli, mücadeleyi halkla bütünleşilecek meydanlara taşımalıdır.

*  *  *

[[1]] : Article 48

If a state (8) does not fulfill the obligations laid upon it by the Reich constitution or the Reich laws, the Reich President may use armed force to cause it to oblige. In case public safety is seriously threatened or disturbed, the Reich President may take the measures necessary to reestablish law and order, if necessary using armed force. In the pursuit of this aim he may suspend the civil rights described in articles 114, 115, 117, 118, 123, 124 and 154, partially or entirely.

The Reich President has to inform Reichstag immediately about all measures undertaken which are based on paragraphs 1 and 2 of this article. The measures have to be suspended immediately if Reichstag demands so.

If danger is imminent, the state government may, for their specific territory, implement steps as described in paragraph 2. These steps have to be suspended if so demanded by the Reich President or the Reichstag. Further details are provided by Reich law.
Haluk DURAL
Millî Merkez Genel Sekreteri, 2.12.2016

 

 

Bu haber 78 defa okundu