18 Ocak 2018 Perşembe
468x90 reklamlar alanı kodu
Aymatov’un Hayali ve Ürkütülen Fincancı Katırları!?
Aymatov’un Hayali ve Ürkütülen Fincancı Katırları!?

Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev´in Türkiye ziyareti ve bu ziyaret sırasında nükleer tesis kurulması ve vizelerin kaldırılması gibi çok önemli anlaşmaların imzalanması bana, yaklaşık iki yıl önce kaybettiğimiz dünyaca ünlü Kırgız yazarı Çingiz (Cengiz) Aytmatov´u ve onun Avrasya Birliği konusundaki düşüncelerini hatırlattı.
Edebiyatseverlerin belleklerine “mankurt”u kazıyan Cengiz Aytmatov, Avrasya coğrafyasında kurulacak devasa birliğin ancak bu coğrafyanın en önemli iki aktörünün bir araya gelmesi ile gerçekleşeceğini söylerdi.
Sovyetler Birliği´nin dağılarak aynı coğrafyada yeni devletlerin kurulmasına tanık olan, teklif edilen “Kırgızistan devlet başkanlığı”nı reddederek kendi edebi dünyasında ummanlara yelken açan Aytmatov´un, sürekli olarak gündeme getirdiği “Avrasya Birliği, ancak bölgenin iki aktörü Rusya ve Türkiye´nin birlikteliği ile hayat bulacaktır, bunun dışındaki çabalar boşuna zaman kaybı olacaktır” ifadesi, kendisini kaybetmemizin üzerinden iki yıl geçmeden filizlenmeye başlamış gibi görünüyor.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmeler yapan, ortak basın toplantılarında sıcak mesajlar veren Medvedev, imzalanan çok sayıda ikili anlaşma ile de özellikle Türk iş adamı ve girişimcileri için yeni kapılar açılmasına imkan tanıdı.
Cumhurbaşkanı Gül, Medvedev´in ziyareti sırasında yaptığı açıklamalarda, iki ülkenin, “Avrasya coğrafyasında barış, istikrar ve güvenliğin timsali haline geldiğini, iki ülke arasındaki verimli işbirliğinin artık örnek bir nitelik kazandığını” dile getirirken, bölgede kalıcı barış ve istikrarın sağlanabilmesi için Türkiye ve Rusya´nın ortak çabalarının şart olduğunun herkes tarafından kabul edildiğini vurguluyordu.
´´Tarihi´´ olarak nitelediği ziyaretin iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kuruluşunun 90´ıncı yılında gerçekleşmesinden duyduğu mutluluğu dile getiren ve ilişkilere yeni bir ivme kazandıracağına, çok boyutlu ortaklığı ileriye taşıyacağına, bölgesel ve uluslararası konulardaki istişareleri pekiştireceğine olan inancını ifade eden Gül, gelecek yıl da 16 Mart 1921 tarihli Dostluk ve Kardeşlik Anlaşması´nın 90. yıl dönümünün kutlanacağını hatırlattı. Gül, ´´Türk-Rus ilişkilerinde yeni bir dönemin açılmasını sağlayan bu iki önemli olay, zor zamanlarda dayanışma içinde olan iki ülkenin ve halkın geçmişinde hatırlanması gereken mihenk taşlarıdır´´ dedi.
Rusya Devlet Başkanı Medvedev´in Türkiye ziyareti sırasında imzalanan yirmiye yakın anlaşmanın Türkiye açısından en önemli kazanımı, çeyrek asırdan fazla bir süreden beri yılan hikayesine dönen Türkiye´nin nükleer enerji üretimine yönelik çabalarında en somut adımın atılması oldu. Umarım hükümet bu konuda attığı adımları kararlı olarak sürdürür ve ülkemiz de “enerjide dışa bağımlılık”tan gerçekten kurtulma imkanına kavuşur.
“Bacasız sanayii”nin büyümesi için atılan adım ise “iki ülke arasında vize muafiyeti anlaşması”nın imzalanmasıydı. Son yıllarda Türkiye´ye gelen yabancı turist listesinde Almanların ardından ikinci sıraya yerleşen kuzey komşularımız için, bu anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle de birinciliği Almanlardan almak hiç de zor olmayacaktır. Elbette benzeri bir durum, Türkiye´den Rusya´ya gidecekler için de geçerli. Esasen Türkiye, Rus turistlere sıkıntı çıkarmak şöyle dursun birçok kolaylık da sağlıyordu. Basit bir örnekle, vize uygulanmasına rağmen ülkemize gelen bir Rus turist, gümrükte rahatlıkla, hiçbir sorun yaşamadan vize alabiliyor. Bu yüzden vize muafiyeti aslında kuzey komşumuzu, insanlarını ve kültürünü merak eden vatandaşlarımız açısından bir kazanç oldu.
Türkiye ve Rusya arasında 2008 yılında 38 milyar dolara çıkan, kriz nedeniyle geçen yıl 25 milyar dolara gerileyen ticaret hacmini önümüzdeki 5 yıl içinde yıllık 100 milyar dolara çıkarmayı hedefleyen ekonomik-ticari anlaşmalar da Aytmatov´un deyimiyle “Avrasya Birliği´nin iki ayağı”nın yere sağlam bastığının bir başka göstergesi.
Medvedev´in ziyaret sırasında yaptığı açıklama veya konuşmalarda ise, iki ülke arasındaki “kader ortaklığı”na gönderme yaptığı görüldü.
Türkiye ve Rusya arasında diplomatik ilişkilerin kuruluşunun 90. yılının kutlandığını hatırlatan Medvedev, Türkiye ile Rusya´nın ´´kader ortaklığı´´nın 500 yıllık bir geçmişi olduğunu, yaşanan dramatik dönemlerin geçmişte kaldığını söyledi. Medvedev, ´´Son 20 yıl içinde Türkiye, Rusya için çok yakın bir ülke konumuna gelmiştir. Birbirine güvenen, sağlam iki ortak olduk” ifadelerini kullanıyordu.
Medvedev, ziyaret sırasında Türkiye´nin Ermenistan açılımını desteklerken, “Ortadoğu sorununun çözümüne tüm ihtilaf taraflarının dahil edilmesi” gerektiği yönündeki sözleri de, bu açıklamaya sert tepki gösteren İsrail´e rağmen, hükümet ve Filistin´in sıkıntılarına yakın ilgi gösteren Türk vatandaşlarının yüreğine su serpti.
Türkiye-Rusya Federasyonu İş Forumu´nda ortak banka kurulmasından gemicilik ve tersane konusunda işbirliği, Karadeniz, Kafkasya ve Avrasya havzalarının bir rekabet alanı değil, işbirliği alanı olarak görülmesi, girişimcilerin karşılıklı olarak her iki ülkede ve Avrasya bölgesinde ortak projeler gerçekleştirmesi konuları gündeme geldi.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Nihat Yıldız´ın “Türkiye ile Rusya arasında iyi niyet çerçevesinde doğal gaz piyasasında Türkiye´yi olumlu etkileyecek birtakım kararlar alındı” açıklamasını da vatandaşların bir müjde olarak göreceği mutlak. Bu yüzden bakanlığın bu konuda hazırlıklı olması gerekir diye düşünüyoruz.
Bakan Yıldız nükleer santral yapımı konusunda da şöyle konuşuyordu:
“Nükleer santral yapımına dönük hükümetler arası anlaşma TBMM´nin onayına sunulacak, orada da uygun görülmesi halinde uygulamaya geçilecek. Nükleerde teknolojik gelişimiyle beraber Türkiye´yi farklı bir noktaya taşıyabilecek bir anlaşmaya imza attık. Nükleer güç santrallerinden enerji, elektrik elde edilmesinin ötesinde, aynı zamanda yerli teknolojinin gelişmesini, ilerlemesini sağlayabilecek ve yaklaşık 1,5-2 yıllık hazırlık süresinden sonra 7 yıllık inşaatıyla beraber Türkiye Cumhuriyetinin kurulduğu ve 100´üncü yılını kutlayacağımız 2023 yılına çok önemli bir hazırlıkla girmiş olacağız. Çok önemli bir dizayn değişikliği ile girmiş olacağız.”
Başbakan Erdoğan da aynı konuda, “Nükleer enerji noktasında bugün imzalar atılmış oldu. Şimdi bunu parlamentolarımızdan geçireceğiz ve böylece hükümetler arası bir anlaşma ile süreci başlatmış olacağız. Ve Akkuyu nükleer santrali´nin inşallah inşasına başlanmış olacak” ifadelerini kullanıyordu.
Enerji´de Güney Akım, Mavi Akım, bunun yanında Samsun-Ceyhan ham petrol boru hattının yapımı ve yine rafinerinin kurulması, Kazan Üniversite Oyunları ile Soçi Kış Olimpiyatları için gerekli tesislerin Türk müteahhitleri tarafından yapılması Türkiye ile Rusya arasındaki ilişkileri daha da geliştirmeye yönelik adımlar olarak kendini gösteriyor.
Ancak burada Churchill´in bir sözü aklıma geliyor. Geçmişten günümüze, sadece Türkiye´yi değil, tüm ülkeleri ele aldığımızda, güçlü ülkelerin her zaman Churchill´in,  “Devletlerin dostları yoktur, çıkarları vardır” sözüne uygun hareket ettiğine tanık olmaktayız. Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev´in, özellikle Dağlık Karabağ ve Ermenistan ile açılım konularında Türkiye´de Ankara´yı destekler mahiyetteki açıklamalarını yeterli görerek mahmurluğa kapılırsak dönüşü olmayan bir yola girdiğimizin de farkına varamayabiliriz. Rusya ile ekonomik ve ticari ilişkilerimizi geliştirelim derken, siyasi alanda kayıplar yaşamamak için Ankara´nın her zaman dikkatli hareket edeceğini düşünüyorum.
Medvedev´in Ankara ziyareti ve temasları, “fincancı katırlarını ürkütmek”ten korkmamak kaydıyla, Cengiz Aytmatov´un “Avrasya Birliği” düşüncesi için bir adım olarak kabul edilebilir. 
aaksu@globalyorum.com
 
 

Bu haber 19 defa okundu