23 Haziran 2017 Cuma
468x90 reklamlar alanı kodu
Avrupa’nın Geleceği?
Avrupa’nın Geleceği?

“ Aralarında Nobel Ödülü sahibi olan  Spence, Mundell, Rodrik, Krugman, Stiglitz , Friedman, Sen , Mirless gibi bir çok bilim adamı – ekonomist, Avrupa Birliğinin (AB) ve Euro para biriminin işleyemeyeceğini yıllardan beri belirtmektedir.”

Bilindiği gibi , bu günkü AB’nin temelinde 1950-1960’larda sırası ile kurulan Kömür-Çelik Birliği, Ortak Pazar, Avrupa Ekonomik Topluluğu, vs yer alır. Bu kuruluşlar yarım asırdan beri gelişerek AB’yi oluşturdular. Altı kurucu üyeli Ortak Pazar şimdi 28 üyeli Avrupa Birliği oldu. Çelik ve kömür gibi stratejik sektörlerde, daha sonra  piyasa mekanizmasında ve dış ticarette birleşme sağlandı. Bu etapları AB içinde mal, hizmet, iş gücü ve kişilerin serbest dolaşımını gerçekleştiren önlemler izledi. 2002 Yılından beri Euro, ortak para birimi olarak kullanılmaya başlandı. Euro halen 19 AB ülkesinde geçerli.

Ancak, Avrupa’nın barış ve gelişme içinde birleşmesini ana hedef olarak alan bütün bu gelişmeler beklenen olumlu sonuçları veremedi. AB’nin yürütme organı Avrupa Komisyonu (AK) dev bir azılı  bürokratik örgüte dönüştü. AB’nin (kanun koyucu) lejistatif organı olarak işlemesi gereken  Avrupa Parlamentosu (AP) AB ülkelerinin halk oyunu yansıtmak ve temsil etmekten çok uzak. Çünkü AB ülkelerinde AP seçimlerine katılma oranı çok düşük ve seçilenler kendi ülkelerindeki siyasal partilerini temsil etme eğiliminde. AB’nin ortak çıkarlarına ilgisiz.

Arkasında politik bir güç olmayan Euro ise , bu birimi  kullanan çeşitli AB ülkelerinde önemli sorunlar doğurdu. Bu sorunların  başında fiyat politikaları, rekabet sistemi, döviz kurları ile ilişkili dar boğazlar, banka ve borsa krizleri geliyor.

Ulusal egemenliklerinden gönüllü olarak fedakarlık ederek AB ‘ye ve Euro’ya katılan ülkeler artık artan bir biçimde AB içinde karlı mı , yoksa zaralı mı olduklarının muhasebesini yapmaya başladılar. Geniş halk tabakaları işsizlik, terörizm ile mücadele, bölgesel dengesizlikler, göçmen ve mülteci akınları ve benzeri nedenlerle  ile AB ‘ye olumsuz olarak  veya şüpheci bir gözle bakmakta.

1990’lı yıllarda merkezi AB politikalarını çizip yürütenler, eğer ortak bir para birimi kullanılırsa bunun politik birliğin kurulmasını hızlandıracağını umuyorlardı. Ütopik hedef ‘Birleşik Avrupa Devletleri ‘nin  kurulması idi. Bu nedenle 1 Ocak 2002 tarihinden itibaren büyük bir heves ve heyecan içinde Euro’ya geçildi. Ancak bu varsayım yanlış idi. Euro sorunlara yol açtı ve politik birliğin kurulmasına hiç te hız vermedi. Federatif bir politik birlik kurulmadan ortak para birimi yaratmanın yanlış olduğu ortaya çıktı.

Ayrıca, tek tip AB kurallarının tüm AB ülkelerine uygulanması ve kemerleri sıkma politikaları nedeni ile AB ülkelerinin  çoğunluğu  yapısal reformlar yapmaktan aciz. AB yapısında kuzey-güney ve batı-doğu eksenlerinde parçalanmalar gelişmekte.

AB karşısında pek çok Avrupa ülkesindeki  siyasal partiler de bölünmüş durumda. Sol eğilimli partiler genelde AB yanlısı iken, sağ eğilim taşıyanlar AB karşısında çekimser , tenkitçi ve olumsuz bir görünümde.

Ekonomik göçmen ile politik sığınmacı  arasında halen ayırım yapamayan Avrupa, kıtaya yönelen göç ve sığınma akımları ile terörizm arasında var olabilecek ilişleri bile analiz etmekten aciz.

Uluslararası ilişkiler Avrupa’nın geleceğinde önemli bir rol oynamakta. AB bünyesinde bu alanda görevli ve yetkili aşama Avrupa Komisyonu (AK) Dış İşleri ve Güvenlik Komiseri.  Bu bayan komiser aynı zamanda AK’nin yedi başkan yardımcısından biri. Şimdiye kadar belirli bir fiziksel çekiciliği ve etkisiz girişimleri ile parladı.  Zaten AB, dış işleri ve uluslararası diplomasi  alanlarında da bölünmüş durumda , entegre – ortak bir dış politikadan mahrum. Almanya Orta ve Doğu Avrupa’da etken olmaya çalışırken, Fransa ile İtalya Kuzey  Afrika ve Orta Doğu’da at koşturma hevesinde. Brexit nedeni ile AB’den ayrılma yolunda olan Birleşik Krallık sahneden çekilmekte . Bu gelişme Avrupa ile ABD  ve ‘Commonwealth’ ülkeleri  arasında şimdikinden daha derin bir boşluk (vacuum) oluşturmaya aday.

AB halen Birleşmiş Milletler, OECD,  NATO, OSCE ve  benzeri uluslararası kuruluşlarla  olan işbirliği konularını bile tam olarak tanımlamış durumda değil. Bunlara ek olarak AB –  Rusya ilişkileri daha çok ekonomik yaptırımlara  dayanmakta. AB – Rusya bağlantısında, artık Orta Doğu’ya yerleşen Rusya karşısında hiç bir ortak ve önemli stratejik görüş yok. Çin  ve diğer Asya ülkeleri ile  olan ilişkilerde ise ‘relokalize’ / “delokalize” edilmiş üretim ve dış ticaret ağırlık taşıyor.

AB’nin Afrika politikası tamamen ‘lip service’. Avrupa, Latin Amerika’ya dönük dış politikalarında  İspanya ve Portekiz’in geleneksel  ilişki ve  bağlantılarını kullanmaktan bile aciz.

Almanya, Fransa, italya ve İspanya’nın (Eski sistemde Birleşik Krallık dahil, birinci sınıf ülkeler)  yanı sıra diğer periferik (İkinci sınıf) Avrupa ülkeleri dört büyükler arasında  dolaşmakta  ve onların etrafında dönmekte.

Ayrıca, Avrupa bütün dış politika konularında ABD ‘nin suyunda  gitmekte, onu izlemekte. Elbette ki bu durum geleceğin Avrupa’sını etkileyecektir.

Yukarıda kısaca söz konusu edilen duruma dayanarak Avupa’nın, özellikle AB’nin geleceği hakkında şu genel özellikleri ön görmek mümkündür.

 

AB eğer politik bir birliğe kavuşmazsa ve bürokratik yapısından sıyrılmazsa orta vadede dağılabilir. Buna bağlı olarak  Euro’nun ortadan kaybolacağı da olanaklı bir gelişme olarak kabul edilebilir.

Ancak şunu da unutmamak gerekir ki bu günkü Avrupa gençliği kendisini ‘ Avrupalı ‘ olarak kabul edip tanımlamaktadır.  Bu genç nesil 20-30 yıl sonra söz ve güç sahibi olacaktır.

Bu yeni nesil artık kendisini parlak bir biçimde göstermeye de başladı: Brezilya Rio Olimpiyatlarında eskrimde gümüş madalya kazanan bir İtalyan yarışmacı madalya törenine İtalyan bayrağı yerine AB bayrağı ile çıktı !

Diğer taraftan yaşlı nüfus ,iş – istihdam sorunları nedeni ile göçmen sayısı tüm Avrupa’da artacak ve orta vadede belirli bir çoğunluğa sahip olacaktır.  Dolayısı ile Avrupa karmakarışık ve Orta Doğu, Afrika ile  Asya kaynaklı ‘Yeni ‘Avrupalılarla’ dolacaktır. Nitekim artık, mizahi bir biçimde, Londra’ya ‘Londonistan’ deniyor ve hatta Napoli’ye bile ‘Napolislam’ın hakim olduğu iddia ediliyor !

Ulusal iradeyi, çok uluslu iradeye sahip çıkarak red eden, ulus tabanlı devlet fikrinden uzak, dinsel inançları zayıf, aşırı toleranslı ve permisif, etik-moral yaklaşımları zedelenmiş, azgın teknolojiye ve kişisel çıkarlarına aşırı bağlı Avrupa toplumları önümüzdeki dönemlerde tüm Avrupa’yı kapsayacaktır. Bu uluslarüstü toplum Avrupa dışından gelen yeni “hemşehrileri’ ile birlikte yaşayacaktır. Bütün bunlar  çok renkli, çok kültürlü  ve çok sesli bir Avrupa yaratacaktır.

Bu ‘Avrupa’ , aslında ‘pek çok sorunlu ‘ bir topluluk olacaktır. Bildiğimiz ve tanıdığımız  bugünkü Avrupa  yepyeni bir görünüm alacaktır. Bu karmakarışık topluluk şimdikinden çok daha fazla ve derin sorunlarla  boğuşmak zorunda kalacaktır.

Tam bir ‘Melting pot’ olarak kabul edilen ABD iki asırdan beri zenci sorununu çözememişken , Avrupa’nın Avrupa dışı kaynaklı yeni vatandaşlarının taşıdıkları sosyal, kültürel, dini , moral,  etik, vs özellikleri karşısında ne kadar aciz bir duruma düşeceği kolaylıkla ön görülebilir.

Dolayısı ile bundan 30 yıl kadar sonra yepyeni bir Avrupa ortaya çıkacaktır. Bu ‘ Avrupa ’  bünyesinde bağnazlık, dengesiz bir hak-hukuk düzeni, farklı değerler taşıyan, birbirine karşı husumet besleyen etik ve kültürel topluluklar , otokton ve göçmen sosyal tabakalar çelişkiler içinde bir arada yaşamaya çalışacak ve kaotik bir yapı kıtaya hakim olacaktır.  Böyle bir ‘Yeni Avrupa’nın dünya çerçevesinde , yani küresel anlamda , nasıl bir yer tutacağı ve nasıl bir rol oynayabileceği de şimdilik meçhuldur.

Tunay Akoğlu,  8 / 2016.

Bu haber 21 defa okundu